Öğretmenler, Çok Kızacak!

3.12.2015

Mahmet Fatih Kerimoğlu

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır


“Ey Abdussamed! Çocuklarımı terbiyeye, kendi nefsini terbiye etmekle başla. Çünkü onların gözleri, senin gözlerine bağlıdır. Onlara göre güzel olan, senin güzel gördüğün şeydir. Senin çirkin saydığın şey, onlara göre de çirkindir. Onlara Allah’ın kitabını öğret, zorlaştırma bıkarlar. Onları, Allah’ın kitabından ayırma; bırakırlar. Şiirin en güzelini, sözün en şereflisini onlara anlat. İyice öğreninceye kadar bir ilimden diğerine geçirme. Kulakta sözün çoğalması, anlayışı zorlaştırır. Onları benimle korkut; benim dışımdakilerle edeplendir. Onlara karşı, hastalığı teşhis ettikten sonra tedavi yapan şefkatli doktor gibi ol. Meliklerin hayatını onlara anlat. Kadınlarla konuşmaktan onları uzak tut. Benim tarafımdan bir mazerete asla güvenmesinler. Çünkü ben yeteri kadar sana güvendim. Çocuklarımla fazla ilgilenmekle beni memnun ettin. İnşallah ben de sizi memnun ederim…” diyor Ebu Sufyan, çocuklarının lalasına.

 

***

 

Memleketin hemen her tarafında açılan Eğitim Fakülteleri, buralara sadece yazılı sınavla giren öğretmen adayları, “Ne gelirse, onu okurum…” diyen şuursuz nesil parçacıklarını görünce daha bir anlamlı oluyor Ebu Sufyan’ın tavsiyeleri. Tezatlıklar da peşi sıra gelmiyor değil. Bir devlet adamının neslini bu kadar düşünerek öğretmenlerine “önce nefsini terbiye et, sonra gençleri…” dese ertesi gün neler olur Türkiye’de?

 

            Derler ki;

 

Ey devlet başkanı, bizim ilkokul öğretmenlerimiz, bir zamanların Öğretmen Liselerinden mezun, laikliği din olarak görüp gelişmişliği bizim seçim hakkımıza bakmaksızın erkek-kız yan yana oturtmakta arayanlardı. Handan gelip zindana nasıl boyun eğelim?

 

Ey devlet başkanı, biz sabahtan akşama kadar başka güçlerce oluşturulan gündemlerde kalp krizi geçirenlerin çocuklarıyız. Şimdi kendi gündemimizi öğrencilerimizle nasıl oluşturalım?

 

Ey devlet başkanı, bize resim defteri değil; boyama kitapları aldı babalarımız. Ola ki yeni çizgiler, bizi yeni hayallerin peşine köle eder diye… “Sen, boyama kitabındaki çizgilerin dışına ‘taşmadan’ örnekte gösterilenle ‘aynı renkte’ boya, yeter” dediler. Şimdi öğrencilerimize nasıl “dünyanıza sığmayın” diyelim?

 

            “Kadrolaşmayalım da onlar mı buralara dolsunlar?” diyenleri eleştirerek iktidara gelenlerin kraldan çok kralcı kimi bürokratlarının iki yüzlülüğünü görüp nasıl tek yüzle öğretmenlik yapalım?

 

İki tarafın da birbirine soracağı çook soru var, çok!

 

***

 

Hani diyor ya “Benim tarafımdan bir mazerete güvenmesinler” diye. Dramla komedi arası bir davam geldi aklıma.

 

Yer, duruşma salonu… Sanık, bir bayan öğretmen… Şikayetçi olan o öğretmenin bir bayan öğrencisi ve yaşı 14… Öğretmen hanım sanık bölümünde, hakim yarım metre kadar yukarıda ve kutsal kürsüsünde, ben de sırtımda cüppem sanık müdafii bölümünde… Kısacası birimiz, “öğretmencilik” diğerimiz “hakimcilik” ben de “avukatçılık” oyunlarımızın başrollerindeyiz. Yargılama tüm hararetiyle devam ediyor. Bir taraftan “Sen görürsün, bak ben sana daha neler yapacağım” imasıyla öğretmenine kafa sallayan öğrenci… Diğer taraftan yoğun işlerinin stresi altında bağıra bağıra sorularını soran hakim bey… Ben de sıradayağında beni de araya sıkıştıran ilkokul öğretmenime dava açmamam yüzünden mi müteahhitlik değil de avukatlık yapıyorum sorusunu soruyorum içimden kendime… Suç, ne olsa beğenirdiniz?

 

Evet… Arka sırada yanındakini konuşturan öğrencisine elindeki kitabı dokundurup “Kızım dersi dinle!” diyen öğretmen, nasıl olmuşsa “Kasten Yaralama” suçunu işlemiş; hem de sert bir cisimle bu eylemi gerçekleştirdiği için cezasının ağırlaştırılması gerekmiş, filan filan…

 

***

 

Hazır bu satırları, kudretli şehir İstanbul’da kaleme değil de “klavyeye!” alıyorken bu kutlu şehrin Fatihini de rahmetle analım…

 

Fatih Sultan Mehmet Han, küçük yaşlarda iken yaramazlık yapıp hocası Akşeyh’i kendisine kızdırınca; hocasını babasına şikayet eder. Padişah ve oğlu Mehmet, birlikte hocanın  yanına giderler. Durumu sorunca; tecrübeli ilim adamı Akşemseddin Hazretleri, eline kızılcık sopasını alır ve yine kızmaya başlar. Koca padişah, oğluyla birlikte oradan kaçarak ayrılırlar ve Fatih bir daha hocasına karşı gelmez. Bilmem anlatabildim mi şimdi neden Fatih’lerin yetişemediğini…

 

Ulusal Gazeteler
11 Aralık 2017 Pazartesi 1'inci Sayfamız
Reklam

Spor Toto Süper Lig Puandurumu

 

Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar