• DOLAR
    8,1730
  • EURO
    9,6756
  • ALTIN
    500,51
  • BIST
    1,1831

ÖLEN ÖLENE (DE) GÜLEN GÜLEN’E (Mİ?)

ÖLEN ÖLENE (DE) GÜLEN GÜLEN’E (Mİ?)

“O Allah ki, hanginizin amelce daha iyi olduğunu denemek için ölüm ve hayatı yaratmış.” (Mülk, 2)

 

Yoktan var olup ölümle tekrar dünyadan yok olup gidecek olan Âdemoğlu aslında ölmek için ağlayarak doğmuştu. Bebeklikten çocukluğa, oradan gençliğe ve yetişkinlik çağına gelince ekseriyetle hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadı çoğu zaman. Hep başkaları ölecek, o taziyesini yayınlayacak veya cenazesine gidip baş sağlığı dileğinde bulanacakmış gibi bir psikolojiye büründü.

Sosyal medyanın her türlü kanalı kullanarak her eve girmesiyle birlikte her gün, her saat, her dakika ölüm haberleri düşüyor sayfalara, ekranlara, sitelere, ceplere… Hasbelkader henüz ölmeyip hâlâ biz yaşayanlar da bu tür haberleri, iyice kanıksayınca ölüm vakaları çok sıradanlaştı artık. Hâ! İbret alınsaydı mesele yoktu. Sözün burasında Hz. Mevlana’nın o veciz sözleri düşüyor yâdımıza:

  • Dost istersen Allah yeter.
  • Yâran istersen Kur’an yeter.
  • Mal istersen kanaat yeter.
  • Düşman istersen nefis yeter.
  • Nasihat istersen ölüm yeter. Bunlara bazıları şunları da eklemiştir:
  • Yâr istersen Hz. Muhammed yeter.
  • Huzur istersen namaz yeter.
  • Şeref (izzet) istersen İslam yeter.

“Allah, (ölecek) insanların ruhlarını ölümü sırasında, öl(üm vakti gel)meyenlerinkini de uykularında alır. Sonra ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Zümer, 42)

O kadar çok ölüm ve taziye haberleriyle karşılaşıyoruz ki, bu da çok hızlı yaşadığımızı ve ölümün bizlere bir soluk kadar yakın olduğunu gösteriyor. Lâkin nedense biz ölümü hiç kendimize yakıştır(a)mıyoruz. Çünkü gerçekleşeceği asla garanti olmayan ama kendimizce illa ki kurgu ve hayallere dayanan çeşitli planlarımız var. Başka bir ifadeyle dünya veya dünyevi meşgaleler ölümü tefekkür edip ona göre hazırlık yapmamıza genellikle engel oluyor. Hatta birileri bu konuyu çok fazla kafaya takmayıp keyfimizce yaşamamızı tercih etmek için ironi yaparak; “korkma ölümden çünkü o varken sen yoksun, sen varken o yok.” diyerek bir nevi telkinde de bulunmuş oluyor.

Bir taraftan yeni doğanlar, diğer taraftan ölenler sıraya girmiş gibi. Bu ara ölüm haberlerinin pandemi nedeniyle de artması oldukça dikkat çekmektedir. Ölüm korkusu birçoğumuzu sarıp tedirgin ederken bir kısmımızı da pek fazla ilgilendirmiyor sanki. Onun için hayatımızda müspet anlamda bir değişiklik yok. Oysa ölüm, ne işini, ne eşini ne de aşını kaybetmeye benzemeyen oldukça acı bir hakikat, hele de ölüme hazırlıklı değilse insan.

Ebedî olan ahiret hayatı kimine göre kurgu, kimine göre hayal, kimine göre ütopya, kimine göre de dinsel bir düzmece (hâşâ). Anlaşılan o ki bu gafil, nankör, cahil, zalim ve aceleci olan insanoğlu ölüp o gerçek âleme gidip Allah’ın huzuruna çıkmadan meselenin ciddiyetini anlamayacaktır.

İnsanlar ölürken gülenler var mı? Onlar gerçekten gülebiliyorlar mı? Ya da insanların ölümlerine sebep olanlar veya farklı biçimlerde öldürenler gülebilir mi, ne kadar gülebilirler ki? Yüz yetmiş kadar ülkede örgütlenip dışarıda küçük bir sarayda yaşayıp GÜLEN biri vardı, normal şeyler anlatırken burnunu çekip ağlayan… Hâlâ gülüyor olsa bile o terörist başının gülmesi daha ne kadar sürebilir ki?

Gözle görülmeyen ve nereden girip çıktığı belli olmayan bir virüs dünyayı dize getirmişken birileri bilmiyorum gülebiliyor mu? Şayet böyle bir zeminde ve zamanda kahkahalar atarak gülebilen varsa herhalde insan kılığına bürünmüş şeytanlar olabilir ki, ateşten yaratılan şeytanların bu dünyadan elini eteğini çekip kendi izinden giden hatta pislikte, şerde, isyanda onları bile çok geride bırakıp sollayan bazı insanları galiba vekil tayin ederek istirahate çekilmişler diye düşünmeye başladık.

Kur’an-ı Kerîm, “şeyatıne’l- insi ve’l- cinn” yani “ins ve cin şeytanları” (En’am, 6/112) ifadesiyle, insanlardan da şeytanlar olduğuna işaret eder. Yine Nas Suresi’nde de “minel cinneti ve’n nas” ifadesi, insanlara vesvese veren şeytanın hem gözle görülmeyen cinlerden, hem de gözle gördüğümüz insanlardan olduğu bildirilir.

Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasulullah (a.s.)’ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber (a.s.);
– “Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah’a sığın!” buyurdu. Ben;
– “İnsan şeytanları da mı var?” dedim.
– “Evet,” buyurdu. (Nesaî, İstiaze,  48; Müsned, 5, 178)

Ağlanacak halimize hâlâ güle(bile)nler varsa pes doğrusu…

Bu salgın hastalıktan (Korona virüs) ölenlere, bütün şehitlerimize ve mümin geçmişimize Allah’tan rahmet, cümle hastalarımıza şifalar diliyoruz. Akıbet hayrola vesselam.

 

  1. Fatih KAHRAMAN

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

BİR DE BUNLARA BAKIN

EN ÇOK OKUNANLAR
RESMİ İLANLAR
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber