• DOLAR
    5,9270
    %0,00
  • EURO
    6,5454
    %0,09
  • ALTIN
    284,74
    %0,07
  • BIST
    93.981
    %-5,10
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
ÖĞRETMEN(LİĞ)İN İTİBARI
  • 0
  • 277
  • 17 Eylül 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” (Hz. Ali)

Hiçbir öğretmen öğrencisinin kendisine köle olmasını istemiyor, istemez de. Öğretmen geçmişin öğreticisi, geleceğin de kurucusu olduğu halde ülkemizde ne yazık ki layık olduğu konuma bir türlü getiril(e)memiştir.

Şimdilerde öğretmen, özlük haklarından tutun da öğrenci, veli ve toplum nezdindeki konumuna kadar emir kulu muamelesine tabi tutulur hale gelmiş; kıt kanat imkânlar dâhilinde çırpınıp duran ve takatince bir şeyler yapmaya çalışan bir amele görünümü arz etmektedir.

Dünyanın en önemli ve en zor işi mademki insan yetiştirmektir, o zaman neden her türlü maddi ve manevi imkâna sahip nitelikli öğretmenlerin mezun edilmesi ciddi bir problem olarak orta yerde duruyor? Neden öğretmenler öğrencilerin her istediğini yapmaya zorlanıp da kendileri öğrenciye herhangi bir şeyi isteyip de yaptıramaz vaziyete getirilmiştir?

Öğretmene neden öğrenci ve veli gerekli saygıyı göstermeyip köle gibi görülmeye başlandı?

Hani dershaneler kapatılacaktı? Dershaneler kapatılmadığı gibi özel bir statüyle temel lise ve kolejlere dönüştürülüp bilakis devlet desteğiyle teşvik edilir hale gelirken devlet okullarına sıra gelince ekonomik kriz bahanesiyle ödenek çıkartılmamaktadır. İhtiyaçlar okul aile birliklerinin velilerden çeşitli yöntemlerle para toplamak suretiyle karşılanmaktadır.

Kaynak kitap alınmaması hususundaki uyarılar da kesinlikle gerçekçi değildir. Dolaysıyla devlet okulları da artık bir nevi paralı hale gelmiş bulunmaktadır.

Avrupa’yla kıyaslanmayacak derecede genç bir nüfusa sahip Türkiye’de emeklilik yaşının ileri olması ve açılan yeni kadroların da yetersizliği nedeniyle binlerce mezun öğretmen adayının sırada bekleme garabeti ve söz verilen ek göstergenin de çıkartılmaması nedeniyle hâlâ devam etmektedir.

Birçoğu kredi kartı mağduru olan eğitim-öğretim camiası, ne yazık ki bir türlü gönül rahatlığıyla tökezlemeden çalışabileceği bir merhaleye ulaşamamıştır.

Bir taraftan yoğun ders trafiği, yetersiz binalar, servis sorunları, ders ücretinin yıllardır komikliği, temizlik ve hijyen meselesi, yetersiz personel, beslenme problemleri, özel okul-devlet okulu ikilemindeki çelişkiler, sınav sisteminin bozukluğu ve bakanına göre sıkça değişmesi, bedava ders kitapları dağıtımıyla meydana gelen israf, ilgili sendikaların bir nevi sistemle danışıklı hareket etmesi ve diğer taraftan en önemlisi de öğretmeni kesinlikle ikinci plana atan öğrenci merkezli eğitim sistemi ciddi bir bocalama yaşatmaktadır.

Öğretmenin itibarını zedeleyen diğer önemli bir yanlış da, öğretmenin robot gibi görülmesi veya gösterilmesi meselesidir. Yani öğretmen sürekli bilgi aktaran bir obje olarak görüldüğünden dolayı yaşayarak, yaşatarak örneklik teşkil edip davranış, duruş ve kişilik aşılamasına adeta fırsat verilmemektedir.

Diğer bir hata, sınavda okuttuğu dersten soru çıkan öğretmenlerin ayrıcalıklı tutulması, diğer branş öğretmenlerinin de tabiri caizse dolgu malzemesi olarak değerlendirilmesi pek hayra alamet bir görüntü değildir.

Ayrıca sınava hazırlanan orta son veya lise son sınıflara konulan bazı derslerin öğrencileri, özellikle dinlenmeyen bir dersi anlatmak zorunda kaldığı için öğretmeni nötr eleman konumuna düşürüp bir nevi rencide etmektedir.

Bir başka tuhaf olan durum okul ders defterlerine, üzerinde ısrarla durularak kazanımların yazılması uyarısı!.. Böylece de ilgili kazanımın öğrencilere enjekte edildiği yanılgısıdır. Konu bilinmeden kazanım kazandırma telaşı…

En garip olan hususlardan biri de öğrenciden veliye bazı öğretmenler de dâhil herkes akademik başarıya kilitlendiğinden öğrencilerin eğitim dediğimiz davranış bütünlüğü, adabı muaşeret, kişilik ve kimlik oluşumu ile bilinç noktasında alabildiğine ihmaller yaşandığından ileride geri dönütler ve topluma inanç, örf ve adap bakımından yansımalarının büyük ihtimalle olumsuz olacağı ve olduğu gözlemlenmektedir. Çünkü yeterince okul ortamında hem değerler eğitimi, hem de sosyalleşme alanında çok fazla bir şey yapılamadığından olumsuz neticeleri tahmin etmek pek de zor değildir.

Uzmanlarımızın sürekli vurguladığı şeyler de öğretmen-öğrenci-veli ilişkilerinin bu seviyeye gelmesine katkı sunmuştur. Yani ebeveynler ve öğretmenler olarak çocuklara, öğrencilere itiraz etmeden, sesini yükseltmeden, uyarmadan bir dediklerini iki etmeden emre amade bir görünüm sergilemektedir.

Hâsılı öğretmen her yeni yılda ne ile karşılaşacağını bilmeden eğitim-öğretim yılına başlıyor sürekli deneme yanılmalarla bir yerlere varılmaya çalışılıyor da; insanın, “kıyamet kopmadan inşallah maksat hâsıl olur” diyesi geliyor.

“Öğretmenler için kimseye sağlanmayan imkânları vermek zorundayız. Bunu da bir an önce yapmalıyız; çünkü halk, her yönden yeterli bir eğitim görmezse, devlet, yeterince pişirilmemiş tuğlalardan örülen bir ev gibi çöküverir. Öğretmen, bir sanatçı gibi, işine büyük bir tutkuyla âşık olmalıdır.” (Anton Çehov)

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber