• DOLAR
    7,8083
  • EURO
    9,3554
  • ALTIN
    449,54
  • BIST
    10,4101
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
MİLLETİMİZ VE CİHAD RUHU
  • 0
  • 761
  • 14 Temmuz 2020 Salı
  • +
  • -

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin…” (Hacc, 78)

Bu köklü ve asil millet birçok büyük imtihanlardan geçerken şartlar ne olursa olsun hiçbir zaman özünü kaybetmemiş ve iş başa düştüğünde de tabiri caizse gözünü budaktan esirgememiştir. Böyle bir yapının en önemli sebeplerinden birisi şüphesiz cihad ruhudur. Çünkü bu ruhu taşımayanlar, var güçleriyle ölümüne din, vatan ve istiklal derdine yeterince ve gereğince düşmezler. Zaten şehadet arzusu da bu cihad ruhundan kaynaklanmaktadır ki, cennet yurdumuzun her bir karışı şehitlerin kanlarıyla sulanmıştır.

“Şehitler ölmez.” Bunu bilen mücahitlerimiz varını-yoğunu, kanını, canını inancı, vatan, namus ve bayrak için ortaya seve seve koymaktadır. Bunun uzak ve yakın geçmiş tarihimizde o kadar çok örnekleri vardır ki! Sözgelimi 10 Temmuz 2020 Cuma günü Danıştay kararı ve Cumhurbaşkanımızın onayı ile milletimiz 85 yıl sonra mahzun, mahpus ve mağdur olan Fethin sembolü Ayasofya Camiine kavuşarak sabrının karşılığını almıştır. Ayrıca dördüncü yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde vatana yönelen top, tüfek, kurşun ve mermilere asil milletimiz göğsünü siper edip 250 şehit mukabilinde yurdunu, iç-dış düşmanlara şiddetli bir tokat vurarak tüm dünyaya dimdik ayakta olduğu mesajını vermiştir.

Cihad ruhu taşımayanlar bu olup bitenleri pek anlayamazlar. Sözüm ona ‘cihadçı dinsel terör(!)’ örgütleri vasıtasıyla İslam’ı ve Müslümanları terörize etmeye çalışan yerli ve yabancı hainler hiçbir zaman bu coğrafyada eksik olmamıştır. Ama elbette ki yüce Allah’ın da bir hesabı vardır…

Birilerinin cihadı, ısrarla eline kılıcı (silahı) alıp önüne gelen bütün inanmayanları sorgusuz sualsiz öldürmek şeklinde tanımlamaya kalkışıp avamın kafasını karıştırdıkları da göz önüne alındığında bu ruhun canlı tutulup; şartlarıyla, hakiki tanımı, çeşitleri ve ahkâmıyla memleket evladına eğitim aracılığıyla mütemadiyen verilmesi oldukça önemli ve zaten inancımızın gereğidir. Zira; “cihad ruhu taşımadan ölenler cahiliye ölümüyle ölmüş olurlar.” (Müslim, İmare, 158; Ebu Davud, Cihad, 17; Nesaî, Cihad)

Hatırlatmak babından cihadın tanımı ve çeşitlerine göz atmak gerekirse:

Cihad: İman edip sâlih ameller işlemek, İslam’ı öğrenmek ve öğretmek, fitne ve fesadı önlemek, güven ve huzuru sağlamak, İslam toplumunun ve tüm insanlığın yararına olacak bilimsel çalışmalar yapmak, ticari ve ekonomik faaliyetlerde bulunmak, İslâm’ı öğrenmek, yaşamak başkalarına öğretmek, iyiliklerin yayılıp, kötülüklerin ortadan kalkması için çalışmak, nefsi kötülüklerden ve haramlardan alıkoymak, nefsin kötü arzularına ve şeytana karşı mücadele etmek ve gerektiğinde saldırgan düşmana karşı ülkesini, vatanını, maddi ve manevi değerlerini korumaktır.

                Bu en popüler ve kapsamlı tanıma göre ehl-i vicdana soralım: Bu özellikleri taşıyan bir fert, hain ve kalleş olabilir mi? Memleketini satar mı? Kötülük yapar mı? Çalıp çırpar mı? Namussuzluk, şerefsizlik eder mi? Yanlışlara, hatalara, pisliklere, aleni günahlara göz yumar mı? Düşmanla işbirliği yapar mı? Onurunu, kimliğini aklını kalbini kiraya verir mi ya da satar mı? Hırsızlık, arsızlık yapmaya kalkar mı?

Cihad temelde üç şekilde gerçekleşir:

  • Söz ile gerçekleri anlatarak. (Furkan, 52)
  • Fiil ile yaşayarak. (Ankebut, 6)
  • Mal ve can ile tüm gayretini ortaya koyarak. (Bakara, 41)

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Müşriklerle eliniz ve dilinizle cihad ediniz” (imam Ahmed, Müsned, III, 153), “Mücahid, nefsiyle savaşandır.” (İmam Ahmed, Müsned, VI, 20) hadisleriyle sözlü, fiili ve nefisle yapılan cihada işaret etmiştir.

Dolayısıyla bir Müslüman, dininin emir ve yasaklarını öğrenip ona göre yaşamakla, öğrendiklerini başkalarına öğretmekle, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla, İslâm’ı tebliğe çalışmakla ve gerek nefsine ve gerekse dış düşmanlara karşı mücadele vermekle hep cihad etmiş olmaktadır.

Dinimiz, görüldüğü gibi cihadı, dar bir kalıba sıkıştırıp sadece son çare olan savaşla sınırlandırmamış ve çerçeveyi çok daha geniş tutarak yurtta ve dünyada iyiliği, güzelliği, huzur ve barışı egemen kılmak için ne gerekirse onu yapmak demek olduğunu Kitap ve Sünnet bağlamında açıkça ortaya koymuştur. Bunun aksini savunanlar ya zır cahildir ya da muannittir.

” … Kim, (emredilmedikleri şeyleri yapanlar ve yapmadıkları şeyleri söyleyenler ile) eliyle cihad ederse o mümindir, kim onlarla diliyle cihad ederse mümindir, kim onlarla kalbi ile cihad ederse mümindir, bunun dışında hardal tanesi kadar iman yoktur.” (Müslim, İman, 80) anlamındaki hadis İslam’ı tebliğ etmenin, hakkı ve doğruyu söylemenin ve anlatmanın da en büyük cihad olduğunu ifade etmektedir: “Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, Allah’tan sağlık isteyiniz…”(Buhari, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 20) anlamındaki hadis ile barış teşvik edilmektedir, çünkü İslam’da barış, esastır. Savaş; ancak barış, huzur ve güveni sağlamak, fitne, fesat ve zulmü durdurmak; iman ve ibadet etme, dini anlatma, seyahat etme, mülk edinme ve benzeri temel hakların ihlalini; vatana, mala, cana, ırza ve mukaddes değerlere yapılan saldırıları önlemek ve yok etmek için en son çare olarak meşru olur.

Bütün şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnet ve şükranla anıyoruz.

 

  1. Fatih KAHRAMAN

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber