• DOLAR
    7,5575
  • EURO
    8,9826
  • ALTIN
    474,05
  • BIST
    1,1843
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
MEVZİLERİMİZİ TERK EDİNCE
  • 0
  • 251
  • 08 Eylül 2020 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Mevzi: kelime anlamı itibariyle yer, mahal demektir. Terim olarak da:  Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge anlamına gelmektedir.

Uhud savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) komutan olarak stratejik konumuna binaen okçular geçidine elli kadar okçuyu yerleştirip; savaşı kazansak bile benden işaret almadan mevzilerinizi sakın terk etmeyin diye ashabını tembihlemişti.

Savaşın başlarında Müslümanlar galip gelince burada kalmamıza gerek kalmadı diyerek mevzilerinden çıkıp hassas bölgeyi terk edince Halid bin Velid (r.a)’ın (ki, henüz Müslüman değildi) komuta ettiği müşrikler, o önemli geçidin boşaltılmasından yararlanarak Müslümanları ablukaya alıp mağlup etmişti.

Ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, bu fani dünyadan göçmeden önce Veda Haccı Hutbesinde: “Size iki şey; Allah’ın Kitabı ve Sünnetimi bırakıyorum. Bu ikisine sımsıkı sarılıp uyduğunuz müddetçe doğru yoldan sapmaz ve bozguna uğramazsınız” (Muvatta, Kader, 3) şeklinde ümmeti için son uyarısını yapmıştır.

Biz Allah kullarının hayat yolu üzerindeki uyması gereken trafik işaretleri mahiyetinde olan Kitap Ve Sünnetteki ilke ve kurallara göre davranma hususunda çok fireler vererek hemen her alanda kaymalar, tökezlemeler, kayıplar ve hezimetler yaşadık diyebiliriz. Bunun için bazen şartları bahane ettik, bu ilahî hükümler tarihseldir, dolayısıyla günümüze hitap etmez dedik. Bazen de hâşâ Allah bilmez biz daha iyi biliriz diyerek emirleri çiğneyip ve ne kadar yasak varsa işledik; kafamıza göre ahkâm ortaya koyduk. Peki, mutlu olabildik mi dünyaya huzur ve barışı getirebildik mi?

Bizim mevzilerimiz nelerdi diye bir düşünelim ve bu mevzilerimizi nasıl terk ettiğimize birlikte bakalım:

  • Allah’ın adıyla her meşru işimize başlayacaktık, yapmadık. Çünkü başında asla besmeleyi çekemeyeceğimiz işlere kalkıştık.
  • Haramlar Allah’ın koruluğu idi; sınır aşılmamalıydı. Fakat bize helaller yetmeyince haddimizi aşarak işlemediğimiz haram kalmadı.
  • Mümin olarak emin tüccar olup helal kazanç ile rızıklanacağımıza işimizle, aşımızla, eşimizle ‘Allah ile savaşmak’ demek olan faize bulaştı(rıldı)k.
  • Elest bezmi’nde verdiğimiz sözü unuttuk.
  • Yardım istemeyi ve kulluğu sadece Yüce Allah’a hasr edecektik, başka arayışlara girdik.
  • Rabbimiz : ‘Bana dua edin ki icabet (kabul) edeyim’ derken bizim ihtiyacımız yokmuş gibi; aklımız, maddi gücümüz, makam-mevkiimiz, ehliyet ve diplomamızın bize fazlasıyla yeteceğini zannettik.
  • Bazılarımız, Allah bizi yaratmış olabilir ama bize ve hayatımıza karışamaz demeye başladık.
  • Rızkı verenin Allah olduğunu unutanlarımız başka beklentilere girdiler.
  • Kardeşimizi kendimize tercih edeceğimize, sürekli onu-bunu, mirası vs. bahane ederek çıkarımızı önceleyip kardeşlik bağını kopardık.
  • Saygı-sevgi sınırlarını tarumar edip merhamet etmeyince rahmetten mahrum kaldık.
  • Haya perdesini yırttık edepsizlik sınır tanımaz hale geldi.
  • Alttakileri hesaba almayıp üsttekilere göz diktiğimizden şükürden ve hamdden uzaklaşıp hep şikâyet eder olduk. Şikâyet ettikçe de maddi-manevi yükümüz giderek ağırlaştı.
  • Her gün ölüm vakalarına şahit olsak da, kendimize yakıştırmayıp ahireti pek ciddiye almadık ve yaşadığımız gibi inanmaya başladık. Çünkü neredeyse hiçbir yerde Allah’ın dediğine razı olup tereddütsüz teslim olmadık. Ölüp hesaba çekilmeyecekmişiz gibi yaşadık, yaşıyoruz çoğumuz.
  • Alışverişte, insanlar ve devletlerarası ilişkilerde, eğitimde, hukukta, siyasette, nikâhta, düğünde, sünnette, yolculukta, evde, çarşıda pazarda, sağlıkta-hastalıkta değer, yargı ve kriterlerimizi değiştirdik.
  • Ya kalabalığa uyduk ya da tamamen bireysel takıldık.
  • Bilmediğimiz hiçbir şey yoktu. Allah ve peygamberi susturup(!) konuşanlarımız oldu.

Bunca yaşadıklarımız ne diye, nasıl oldu, nerden çıktı diyenlere Rabbimiz:

“Uhud savaşında size gelen musibet sonunda yetmiş kişi şehit olmasına karşılık, daha önce Bedir savaşında kâfirlerden iki kat ki, yetmiş ölü ve yetmiş esir olmuşken, siz: “- Peygamber bizimle ve biz de Müslüman iken bu musibet bize nereden geldi?”, dediniz. Onlara de ki: “- O, kendi tarafınızdandır, Peygambere itaat etmeyişinizdendir.” Şüphe yok ki, Allah her şeye hakkıyla kâdirdir.” (Al-i İmran, 165)

Konumuzla ilgili son sözü yine Rabbimizden dinleyelim:

“Ey iman edenler! (Din ve dava uğrundaki zorluklara, hayatın ve cihadın sıkıntılarına) Sabredin ve sabır üzerinde yarışın, (Allah’la, peygamberlerle, cihad emirinizle, Hakk yoldaki cemaatinizle) irtibatınızı koparmayın, kararlı ve sebatlı davranın (ve nöbet ve hizmet yerlerinizi, mevzilerinizi terk edip ayrılmayın. Bu emirlere karşı gelmek hususunda) Allah’tan korkun ki kurtuluşa ve başarıya (felaha) ulaşasınız!..” (Al-i İmran, 200)

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber