• DOLAR
    7,6604
  • EURO
    8,9115
  • ALTIN
    458,62
  • BIST
    1,1633
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
MALIN MÜLKÜN MÂLİK’İ VE MAHLÛKUN HÂLİK’İ İLE HALK
  • 0
  • 1180
  • 07 Ocak 2020 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz…” (Âl-i İmran, 186)

“Aranızda birbirinizin mallarını (hırsızlık, kumar, gasp, faiz, aldatma, hile gibi) haksız ve bâtıl sebeplerle yemeyin. Ve insanların mallarının bir kısmını (yalancı şahitliği ve çek senet hilesi gibi) bile bile günah ve haksız yöntemlerle yemek için, onları (rüşvet olarak) hâkimlere aktarmayın.” (Bakara, 188)

Sözlüklerde; her türlü taşınır ve taşınmaz maddi varlık diye tanımlanan mal mülk, aslında bize görünürde aitmiş gibi değerlendirilirse de; yerde ve göklerde her ne varsa yüce Allah’a aittir, bizlerse sadece emanetçiyiz. Birçok ayette mülkün, hükümranlığının Allah’a âit olduğu, gerçek mülk sahibinin O olduğu vurgulanmaktadır.

Ancak Allah, mülkünü yönetme hakkını, yeryüzünde halife tayin ettiği insana vermiştir. “Allah’a ve Rasûlüne iman edin ve (O’nun) sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allah için) infak edip harcayın. Sizden, iman eden ve (Allah rızasına) infak edip harcayanlar için büyük mükâfat vardır.” (Hadîd, 7). Bu ayetten anlaşıldığı üzere mal, gerçekte Allah’ındır. İnsan, yeryüzünde halife olarak mala sahip olur; mal, aslında ona emanettir. İnsanın mala halife kılınması, iki anlama gelebilir: Ya Allah adına malın üzerinde vekil kılınması, malın yönetiminin kendisine bırakılmasıdır. Yahut başkasından kendisine geçmesi, kendisi başkasının yerine geçip mala sahip olmasıdır. Mal denilen şey, böyle insandan insana geçen, insanların mülkiyetini birbirinden devraldıkları bir şey olduğu için ayette “başkasının yerine geçirildiğiniz, başkasının ardından size verilen şey” diye nitelendirilmiştir.

Şimdi insan, mülkiyeti geçici olarak elinde bulunan malı Allah yolunda harcarsa, aslında kendi malını değil; Allah’ın malını harcamış; O’nun adına, O’nun yoluna vermiş olur. Mülkün gerçek sahibi Allah olduğuna göre, insanoğlu neden Allah’ın malını, Allah’ın emrettiği yere harcamaktan çekinir, niçin kendisini mutlu edecek şeyden geri kalır?

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurmuştur: “Sizi çokluk mahvetti. İnsanoğlu ‘malım, malım’ der. Yiyip tükettiğinden, ya da giyip eskittiğinden, ya da sadaka verdiğinden başka senin malın mı var? (Çünkü bundan ötesi başkasının eline geçecektir).” (Müslim, Zühd 3)

Tapduk Emre; “malın mülkün sahibi Yüce Allah iken, siz kendinize ait olmayıp emantçisi olduğunuz malın neden kavgasını yaparsınız canlar? diye müritlerine nasihat ederken Onun talebesi olan Yunus Emre de: “Çok mal haramsız olmaz!” sözüyle kendisine emanet edilen malın emanet bilinciyle -harama bulaştırılmadan- korunması gerektiğini vurgulamışlardır.

Konuyla ilgili büyüklerimiz ve bilge kişilerden öyle veciz ifadeler aktarılmıştır ki, gerçekten mal mülk meselesi, üzerinde çok kafa yorulması gereken bir husustur:

  • “Birçok insan, mirasçıları kavga etsinler diye mal toplamaya çalışır.” (Hz. Ali)
    • “Allah yolunda ne verdin ise, öz malın odur.” (Feridüddin Attar)
    • “Hak etmeden kazanılan, hak etmeden kaybedilir. ” (W. Shakespeare)
    • “Mal, ömrün rahatı içindir; yoksa ömür, mal biriktirmek için değildir.” (Sadi Şirazi)
    • “Mal cimride, silah korkakta, fikir zayıfta olursa işler bozulur.” (Hz. Ömer)
    • “Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz.” (Hz. Ali)

Şair de şöyle demiş:

“Mal, mülk, para tutkusu, nefsine gelse de hoş,
Unutma ki ey insan! Tabutların içi boş!” (lâ edri)

Victor Hugo’nun da dediği gibi İşin aslı şudur: “Doğarken dünyaya hiçbir şey getiremediğimiz gibi, ölürken de dünyadan hiçbir şey götürmeyiz.”

“Malın mülkün sahibi ve her şeye gücü yeten Allah olduğu” (Mülk, 1) halde birçoğumuz, emlakin sahibiymişiz gibi davranarak alabildiğine mal fitnesine (imtihanına) kendimizi kaptırıp helal-haram sınırlarını aşarak dünyevileştik.

Oysa “yaşamak için gerekli olan mal, kendisi için yaşamayı gerektirmez(di)” (mfk) öyle ki, böyle sekülerist bir yapıyla hafazanallah, yüce yaratıcımızı unutup layıkıyla kulluk yapamaz hale geldik.

Peygamber Efendimiz (a.s.): “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.” (Tirmizî, Zühd, 26) buyururken Babbimiz de biz kullarını şöyle uyarmıştır:

“(Ey Habibim) De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeş ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavm-ü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve villalarınız) … Şayet (bütün bunlar) size Allah’tan ve Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı ve Hakk davayı terk ediyorsanız); o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım… Çünkü Allah (cihadı terk eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selamete) ulaştırmayacaktır.” (Tevbe, 24)

“Mallara temayül hızla artıyor,
Bunca mal’ı dünya nasıl tartıyor?”

“Mahlûk unutursa eşsiz Hâlik’i,
Er-geç hak etmez mi helaki?”

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber