• DOLAR
    7,8057
  • EURO
    9,1295
  • ALTIN
    472,96
  • BIST
    1,1680
Prof. Dr. Hüsniye Canbay Tatar
Prof. Dr. Hüsniye  Canbay Tatar
husniyecanbaytatar@malatyasonsoz.com.tr
KIMLIGIMI ARIYORUM: HEM HÜKÜMSÜZ HEM HÜKÜMLÜDÜR
  • 0
  • 880
  • 13 Mayıs 2014 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Hiristiyan birey, Helenistik toplumun yikintilarindan dogmustur. Tanri’nin, insani kendi suretinde yaratmasi ve Isa’nin ödedigi kefaret, insan ruhunun degerini arttirmaktaydi. Ancak, toplumun kaynastirma özelligini yitirmeye baslamasiyla birlikte, insan da, birey olarak ortaya çikmistir. Ne var ki, toplumdan mutlak bagimsiz birey, bir yanilsamaydi ve özgürlük, adalet gibi insanî özellikler de hem bireysel hem de toplumsaldir. Bireylesme sürecinde insan, ebedîymis gibi görünen toplum ile arasindaki farki görmeye baslamisti: Ölüm. Kurtulus için kendisinden vazgeçebilmeye inanan Hiristiyan birey, yerini her seye bir nokta koyan ölümden ve boslugun dehsetinden korkan yeni bireye birakmistir. Bunun sonucu, bireyin hayatinin mutlak bir deger kazanmasi olmustur. Matematikle ifade edilemeyenin bilinemez olarak kabul edildigi bir süreçte matematik, özneyi, beni ifade etmekten uzak kalmistir. Bir yanda güvenilmez öznellik, öte yanda matematikle ifade edilen nesnellik vardi. Bu anlayis, sahici madde ile hayalî ruh sonucunu getirmistir. Bu açidan saglam bir dayanak olarak görülmeyen ben, düsünce fiilinin asli unsuru olmaktan da çikmamistir. Üstelik, bilimsel yöntemler kullanarak bilimin kötüye kullanilmasinin engellenmesi de mümkün olmamistir. Nesne ile özne çerçevesinde yapilan yorumlar bir yana; ulasilan bu son, birçok sey gibi, insani da magdur etmistir. Ancak bu magduriyetin nesnesi oldugu kadar, öznesi olma serefi veya sorumlulugu da insana aittir. Bilhassa birey, insan, yani hayat ve dünyayi yorumlamayla mesgul olanlar açisindan bu böyledir. Bu durum, entelektüellerin Hz. Musa gibi, “vaat edilmis topraklara” ulasildiginda, görevi sona erecek insanlar olacagi yorumlarinin yapilmasina yol açmistir. Ayni zamanda, tarihin belki de hiçbir döneminde bu dönemde oldugu gibi, kitlelere istendigi sekilde insafsizca biçim verilecek bir ham madde muamelesi yapilmamis olmasinin da, bu noktada hesaba katilmasi gerekir. Nitekim  insan, üzerinde deney yapilacak bir nesne de hiçbir zaman olmamisti. Yasanan süreçte, bireysellik, benligin korunmasiyla çerçevelenmis aklin egemenligine girmeye baslamistir. Metafizik  baglamindan koparilmis bireysellik, ferdin maddi çikarlarinin sentezi haline gelmis, bu haliyle ideologlarin elinde piyon olmaktan da kurtulamamistir. Bu haliyle birey, adi konsun ya da konmasin, farkli ütopyalarin tayin ettigi mekanlarin mecburi sakinleri olmustur. Böylece, birey ile hayat arasindaki iliskileri düzenleme görevi de yüklenen bilim, bu noktada çözüm üretememistir. Bilhassa, entelektüeller marifetiyle yapilmasi beklenen söz konusu düzenleme, modernlesme tartismalarina entelektüelin de dahil edilmesiyle sonuçlanmistir. Ancak, bilmek her zaman önemli oldugundan, bilenin islevsiz kalacagi bir tasavvur, en azinda simdilik çok tartismali olacaktir. Bunlara ilaveten, belki de entelektüelin asiri denetleyici tavri ve dönemin insan anlayisinin sorunlu olmaya baslamasiyla, bireyin konumu da tartismaya açilmistir. Insanoglu dünyada, insanlik disi muameleye çok maruz kalmistir. Ama yapilanlarin, adi kondugu ve hep bilindigi gibi; mazur gösterme tesebbüsleri de sonuçsuz kalabilmistir. Ilk kez yukarda bahsedilen anlayislarla, özel konumundan edilen insan, bir de yeni bir sifat kazanmistir: Denek.  Muhatap alinan insan; maruz kalmis, magdur da edilmis ama konumuna razi olmanin ötesinde, onu benimsemesi hususunda, bu kadar güçlü bir ikna ile karsilasmamistir: Bilim. Burada kastedilenin, bilimin kendisi degil ona fazladan yüklenenler oldugunu belirtmek gerekir. Aslinda, bütün bu yapilanlar, yeni Adem yaratma isteginin bir yansimasi hususundaki basarisizligin da alameti olmustur. Modern hayat, Weber’e göre ferdi veya toplu bir çok muhalif tavir da üretmistir; “yasam doygunu” olmasi beklenen bir çok “yasam yorgunu” insan ortaya çikarmistir. Modern insanin, kavradigi seyin geçici olmasindan dolayi, ölüm de anlamsiz hale gelmistir. Ölümün anlamsizligi ise, hayati da anlamsiz hale getirmistir. Tanri’nin ölüm ilaniyla, mutlak ahlâkî ölçülerin geçersizlesmesi, dolayisiyla degerlerin çoklugu yasanmaya baslamistir. Deger atomizasyonu olarak nitelendirilebilecek bu durum büyünün bozulmasi ve melankoliye varan, sadece koordinat kaybina degil, pusula yokluguna daha dogrusu pusula çokluguna sebep olmustur. Yasananlar, nispeten safligin ve degerlerin kesinliginin yitirilmesi dolayisiyla, dünyanin cana yakin sicakliginin da kaybolmasiyla sonuçlanmistir. Ayrica bireyin, maddî-bedenî bir seviyede tutulup, nefse indirgenmis olmasi; onu beserî olanla sinirlandirmistir. Beserle sinirlanmis olanlardan ahlaka vücut vermesi, hiç degilse ihtimal dahiline gireceginden; ancak zemine ve zamana göre degisebilecek göreneklerin ihdasi söz konusu olabilir. Bunun sonucu da, kâri bütün fiillerin amaci haline getirmek olacaktir. Karin yüce amaç haline gelmesi, kazanma ve tüketmeyle sinirlanmis bir hayat tarzinin geçer akçe olmasiyla sonuçlanmistir.Bir taraftan, mabede karsi alisveris merkezinin konuslandirildigi, medya marifetiyle maddecilik ve tüketimcilige müstehcen bir tarzda davetin yapildigi bir dönem hüküm sürmektedir. Diger taraftan, tüm geleneksel dinler, insanlari bir takim degerlere ve düsünmeye tesvik etmektedir. Bu tesvik ve onu dikkate alanlarin varligi, kültürel gelenege bir geri dönüs ve dinin canlandirilmasi seklinde yorumlanmaktadir. Neredeyse tüketim etrafinda sekillenen bir hayat tarzi, farkli nitelendirme ve anlayislari da beraberinde getirmis, birey de tüketen açisindan meseleye dahil edilmistir. Nitekim, günümüzün yoksullari sömürülen üreticilerden ziyade defolu ve özgür tüketiciler olarak ele alinmaya baslanmistir. Zira bunlar, pazarlama sirketleri, teknolojik veya bilimsel uzmanlarla, gönüllü bagimlilik münasebetine girerler. Onlardan gelen cazip öneriler sayesinde ve bastan çikarma yoluyla bagimlilik saglanmaktadir. Tüketiciler tarafindan coskuyla karsilanan tekliflerin kabulüyle, uzmanlara, dolayisiyla onlarin temsil ettikleri her seye bagimli hale gelinmektedir. Bu haliyle özgür tüketiciler, ne özgürlügün müjdecisi ne de alternatif bir gelecegin habercisi olabilirler.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber