• DOLAR
    5,7971
    %-0,49
  • EURO
    6,4953
    %0,11
  • ALTIN
    277,84
    %-0,57
  • BIST
    98.415
    %3,71
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
KADIN KİME EMANET?
  • 0
  • 324
  • 10 Eylül 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Denilir ki: “Kadınlar, İslam dininin kendilerine verdiği kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve boşanma hakkına sahip olduklarını bilmiş olsalar, bütün dünya kadınları, hemen Müslüman olurlardı.”

Her kadın, bir erkeğin ya kızıdır, ya kardeşidir yahut hanımı veya annesidir. Öyleyse kadınlara kötü şeyler reva görülmemeli, onlara layık olduğu değer verilmelidir, der inancımız.

“…Bilinen adalet ve hukuk kuralları çerçevesinde, kadınların kocalarına karşı yükümlülükleri olduğu gibi, meşru hakları da vardır. Fakat erkeklerin görev ve sorumlulukları daha ağır olduğu için, onların kadınlar üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Çünkü ailenin geçimini sağlamak, yuvayı tehlikelerden korumak ve benzeri görevler, —ruhsal ve bedensel özellikleri itibarıyla bu göreve daha uygun olan— erkeğin omzundadır. Unutmayın; Allah azizdir, tartışmasız yetki ve otorite sahibidir, hakîmdir, yersiz ve uygunsuz hüküm vermez, her işi yerli yerince yapar.” (Bakara, 228)

“Erkekler, hanımlarını koruyup gözetmekle yükümlü olup, onlar üzerinde âmir ve yöneticidirler. Çünkü Allah, insanlardan bazılarını yaratılışça diğerlerinden daha üstün kılmıştır. Daha güçlü, cesaretli ve dayanaklı olan erkek, bu görev için daha uygundur. Tabiatı gereği kadın duygusal, yufka yürekli, zayıf ve nârin olduğundan, aileyi yönetme ve onu dış tehlikelerden koruma görevi onun sırtına yüklenmemelidir. Ayrıca erkekler, çalışıp para kazanmak ve mallarından harcama yaparak ailenin geçimini sağlamakla yükümlüdürler. Yükümlülük de aynı oranda yetki gerektirdiğinden, aile reisi erkek olmalıdır. O hâlde, iyi kadınlar, Allah’a gönülden boyun eğen, İslâm’a aykırı bir istekte bulunmadıkları sürece kocalarına itaat eden ve Allah’ın koruduğu ve korunmasını emrettiği namuslarını, aile içi mahremiyet ve gizlilikleri koruyan kadınlardır…” (Nisa, 34)

Veda Haccı Hutbesinde:  “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahtan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allahın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allahın emri ile helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınlarında sizin üzerinizde hakkı vardır.” Buyuran bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bu sözünü dile getiren başta DİB olmak üzere herkese ateş püsküren ve entel geçinen bir grup insan var. Buna tepkilerini kısaca şöyle dile getirmektedirler:

  • “Kadını kadın olarak kabul etmek varken, ona emanet muamelesi yapmak ne diye?”
  • “Emanet malın canı tez olur”, “emanet, güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir”, “emanet eşeğin yuları gevşek olur”, “emanet ata binen tez iner”, vb. sözler Türk’lerin emanete bakış açısı bakımından ipuçları veren sözlerdir.
  • Kelime anlamı olarak “korunmak için birine veya bir yere bırakılan şey” anlamına gelen emanetin kadın için kullanılması, kadına şey muamelesi yapmaktır.
  • Kadını emanet olarak görmek, baştan onun korunması gereken bir şey olduğunu, kadının kendisini koruyamayacağını kabul etmektir.
  • Emanet koruyup kollanılması gereken bir şeydir, bu da özgürlüğünü kısıtlamaya kendinde hak görmek demektir.
  • Argoda bıçak, silah, uyuşturucu, vb. yakalanması tehlikeli şeylere verilen isim olan emanetin kadın için de kullanılması son derece ilginç.
  • Eskilerin “emanetin gözü yaşlıdır” demesi, belki de kadının bugünkü halini açıklamaktadır.
  • Devlete emanet edilen çocukların fuhuş için pazarlandığı, ceza evindeki çocukların tecavüze uğradığı bir ortamda sizin emanetiniz olmayı reddediyoruz, diyerek yaratılışa ve yaratana karşı çıktıklarının ya farkında değiller veya bunu kasıtlı yaparak aile mefhumunun bitmesine yönelik ciddi bir çabanın içerisinde bulunuyorlar.

Sahi kadın kim, erkek kim? Bu ana, eş ve kardeş (kız) kadın katili erkekler nereden geldiler? Bunları da bir kadın doğurmadı mı? Bu katillerin çocukluğu olmadı mı, kendi kendilerine mi yetiştiler? Anne-babaların hiç hatası, günahı, suçu yok mu? Diyelim ki, ebeveynin gücü çocuklarına yetmedi bunlar birer suç makinesine, katile ve canavara dönüştü. Böyle durumda herkesten daha merhametli olan yüce Rabbimiz bizzat:

“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Ancak bu şekilde toplumsal güven ve huzuru sağlayabilir, Allah’a isyandan korunabilirsiniz. Yani ilk bakışta bir cana kıyma şeklinde algılanan kısas, caydırıcı bir ceza olarak birçok muhtemel cinayetleri önlediğinden, aslında bir hayat kaynağıdır. Ayrıca, kısası İslam devletinin uygulaması veya öldürülen kişinin akrabalarına affetme yetkisi verilmesiyle intikam ateşlerinin söndürülmesi sağlanıp çoğu zaman nesiller boyu süregelen ve onlarca masum insanın ölümüne yol açan kan davaları da böylece önlenmiş olacaktır.” (Bakara, 179) buyurmasına rağmen bunu da şiddetle reddedip bir nevi böylesi kargaşaların devam etmesine de kapı aralamış olmaktadırlar.

Toplumda erkek ayrı baş, kadın özgürlük adı altında ayrı baş çekecekse o zaman aile diye bir kurum kalır mı? Allah’ın emanetini beğenmeyip kendini ortalığa atanların ahvali cidden hayret vericidir. Ne zaman ki insanlar, Yüce Allah’ın biz insanlar için ortaya koyduğu esasları beğenmeyip biz daha iyisini biliriz dediler; işte o zamandan beri dünyayı yaşanmaz hâle getirdiler. Hiç bir yerde huzur ve saadet kalmamış ne yazık ki, hepimiz sanki de tesadüfen yaşıyoruz hiç bir güvencemiz olmadan.

Caydırıcı ve kalıcı önlem alınmadığı müddetçe Allah korusun kadın cinayetleri vb. haberlerin, olayların ardı arkası kesilmez gibi görünüyor. Her şeyden önce iş eğitimde bitiyor da, onu da galiba biz yeterince beceremiyoruz.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber