• DOLAR
    5,8110
    %0,03
  • EURO
    6,4349
    %0,08
  • ALTIN
    273,03
    %0,06
  • BIST
    7,6456
    %0,05
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
İNFAK VE NİFAK BAĞLAMINDA MÜSLÜMAN
  • 0
  • 1006
  • 21 Mayıs 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Sözlükte “tükenmek, tamamlanmak, son bulmak” manasındaki ‘nefk’ kökünden türetilen  İNFAK “bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek” gibi anlamlara gelirse de daha çok “para veya malı elden çıkarmak” manasında kullanılmaktadır. Dinî-ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir.

Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki NİFAK mastarından türemiş bir sıfat olan münafık kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır.

Allah’ın arzında (dünyasında/evreninde) kulun sahip olduğu hiçbir şey yoktur aslında. Yani varlıklar aleminde her ne varsa O’na aittir. Yüce Allah kullarının nifaktan kurtulması için canın yongası olan ve rızık olarak verdiği maldan muhtaç olan kişilere maddi/manevi yardımda bulunmayı emretmiştir. Rabbine itaat eden kul, bu ilahi emri yerine getirmek suretiyle hem hayırlı bir iş yapmış ve hem de mal ile olan imtihanını kolaylaştırmış olmaktadır.

İnfak kelimesi çok geniş boyutlu bir yapıya sahiptir. Kişinin aile efradına yaptığı harcamalar bile bu kategoride değerlendirilirken, başkalarına yardımda bulunması da sosyal açıdan oldukça önemli bir husustur ki, İslam toplumlarının dışında böyle bir uygulama yoktur. Yüce Allah, kullarının her halini bildiği halde insanlar arasında insicam, adalet ve denge olsun diye birçok şeyi bizlerden beklemektedir. Çünkü emir ve yasaklarını uygulama noktasında insanı halife olarak görevlendirmiştir.  İnfakın farz olan boyutu zekat iken diğer boyutu da her türlü sadaka (ihsan, ikram) ve meşru harcamadır alında.

Adı ‘Münafikûn Suresi’ olan surenin son ayetleri infak-nifak ilişkisi bakımından oldukça önemlidir:

“ Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (9. Ayet)

“Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (10. Ayet)

“Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (11. Ayet)

Bu ayetlerden de anlaşılabileceği gibi kişinin nifak alametinden yani münafıklıktan kurtulmasının en etkili ve mühim şartlarından bir tanesi de infakta bulunmasıdır.

Ayrıca İslam inancında, yapılan her iyiliğe karşılık on misli sevap söz konusu iken Allah için yapılan infakın ecrinin yedi yüz misli olduğu şöyle anlatılmaktadır:

“Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.” (Bakara Suresi, 261)

Sahi biz Müslümanlar yeterince ve gereğince infak kültürüne sahip olmuş olsaydık bırakın memleketimizde olmasını, İslam coğrafyasında, hatta dünyada fakirlik, yoksulluk, mağduriyet ve mazlumiyet olur muydu? Gerek inanmışların gerekse inanmamışların içerisinde bu kadar münafık barınabilir miydi? Biz ümmeti Muhammed olarak bugüne kadar her ne çektiysek bu münafıkların yüzünden çekmedik mi?

Sonra biz kimin malını kimden sakınıyoruz, o da ayrı mesele. Dört elle dünyalıklara sarılmışların dünyayı getirdikleri vaziyet ortadadır.  Karzı hasen (Güzel borç) konusunda biz Müslümanlar sınıfta kalmış bulunmaktayız. Kimse kimseye borç ver(e)mez olmuş. Zorda ve darda kalan insanlar da gidip krediye ve faize bulaşarak maddi ve manevi sıkıntılar yaşıyorlar. Karz-ı hasen Kur’ân’a ait bir tabirdir. Kelime anlamı güzel borç demek olup, ıstılahî mânâda ‘malı Allah için harcamak’ demektir. Çünkü malı Allah için harcayan kimse, bunun karşılığını Allah’tan umduğundan, esasen Allah’a borç vermiş olmaktadır. Nitekim Allah’ın da, malı Allah için harcayan kimseye kat kat karşılık vereceği ile ilgili vaatleri bulunmaktadır. İlgili iki ayetle konumuzu noktalayalım:

“Allah yolunda cihad edin. Ve bilin ki, Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir. Malını Allah rızası için harcayıp da Allah’a güzel bir borç verecek kim vardır? İşte onun karşılığını Allah kat kat verecektir. Rızkı kısan da, bollaştıran da Allah’tır. Hepinizin dönüşü O’nadır.”

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber