• DOLAR
    5,7758
    %-0,86
  • EURO
    6,4401
    %-0,74
  • ALTIN
    276,59
    %-1,02
  • BIST
    98.403
    %3,69
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
HIRSIZLIK AZALIYOR MU?
  • 0
  • 980
  • 13 Kasım 2018 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri ve eşyayı izinsiz alarak, onlara sahip olma şeklindeki dürtü ve kontrol bozukluğuna “kleptomani” denir.

Hırsızlık hastalığının çocukluk yaşlarında başladığı bilinmektedir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış neticesinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girerek bu çirkin eylemi gerçekleştirir.

Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de her bin kişiden altısında hırsızlık hastalığına rastlandığı saptanmıştır.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre (11.11.2018), çarşı ve mahalle bekçilerinin göreve başlamasının ardından gasp, yankesicilik, oto hırsızlığı, kapkaç olaylarının sayısı azalırken, mal varlığına karşı işlenen olayların aydınlatılma oranı arttı.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı birimlerince sık sık uygulanan huzur ve güven operasyonları ile kent güvenliği yönetim sistemi ve ülke genelinde artan kamera takip sistemi uygulamaları, mal varlığına karşı işlenen suç sayısını ciddi oranda azalttı.

Bu haberi yetkililerden duymak elbette vatandaş olarak bizleri memnun etmiştir velâkin konuyla ilgili çok sıkıntılar var ve bunları dile getirmek istiyoruz:

  • Polisin suçüstü yapıp yakalayarak bir kapıdan adliyeye sevk ettiği hırsız neden belki daha polis oradan ayrılmadan diğer kapıdan serbest bırakılmaktadır?
  • Yakalanan bir hırsızın bilmem kaçıncı vukuatı ifade edildiği halde ne diye caydırıcı bir ceza veril(e)memektedir?
  • Suçluların cezaevinde yer olmadığı için serbest bırakıldığı söyleniyorsa neden vatandaşın yıllarını verip çalışarak yaptığı birikimleri birileri gelip kapıyı kırıp veya kapkaç ederek çalıp götürmektedir? Bu sicili belli olan hırsızlar denetim altında tutulup üretime katkı sunacakları bir işte çalıştırılamaz mı?
  • Caydırıcı cezaların verilmemesi, hırsızların cesaretini arttırdığı görülemiyor mu?
  • Yazın hırsızlık yapıp, kışın dışarıda kalmamak için hapiste yatanların durumu sizce de alışkanlık yapmamış mıdır?
  • Hırsızlık sadece sokakta, evde, dükkânda, arabada olmuyor ki, devleti soyanlara peki ne demeli?
  • Mesaiden çalanlar, sallayıp başını alıp maaşını, dokuyup nakışını, kimsenin durdurmadığı akışını daha ne kadar izlemeye devam edeceğiz?
  • Hırsızlığın diğer bir versiyonu da soru çalarak ve kopya çekerek bir yerlere gelmektir. Eğer bugün kopyacı bir nesil mevcutsa geleceğimiz nasıl garanti edilebilir?
  • Başka bir boyutuyla; zamandan, kendinden, ibadet ve kulluğundan, canından, aşkından sevgisinden, samimiyetinden, kişiliğinden, haysiyetinden, ömründen ve ahiretinden çalanların ahvali nicedir?

Hayat kitabımıza bakacak olursak:

“Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin” (Mâide,  38) buyrulur. Hz. Peygamber’in tatbikatı da bu yönde olmuştur. Ceza Kur’an’da açıkça zikredildiği, Hz. Peygamber tarafından da böylece uygulandığı için İslâm ceza hukukunda hırsızlık had suçları arasında, uygulanacak ceza da (hadd-i serika) had cezaları arasında yer alır. Ancak İslâm hukukçuları suç ve cezada kanunîliği, adalet ve hakkaniyeti temin gayesiyle hırsızlık suçunun hangi şartlarda işlenmiş sayılacağı, cezanın uygulanabilme şartları, tekerrür, zorlama ve af gibi durumların cezaya etkisi konularını ayrı ayrı tartışmışlar ve bu konuda zengin bir hukuk doktrini oluşmuştur. Özetle, hırsızlık suçunun tam oluşması için açlık, zaruret, zorlama gibi, hırsızlık suçunu işlemeyi kısmen veya tamamen mazur gösterecek bir mazeretin bulunmaması, suçun bilerek ve istenerek işlenmesi, fâilin cezaî ehliyetinin bulunması, çalınan malın hukuken koruma altında olması ve belli bir miktardan fazla olması gibi şartlar aranmıştır.

İslâm hukukunda cezalar, suçu önlemek için gerekli ön tedbirler alındıktan sonra uygulanma imkânı bulan nihaî ve zorunlu müdahale niteliğindedir. Buna göre, İslâm’ın temel amacının, bazı kimseleri cezalandırmak değil, aksine hırsızlık suçunun işlenmesine imkân bırakmayacak önlemleri almak, iktisadî ve sosyal gelişmeyi ve dengeyi sağlamak, insanları eğitmek ve yönlendirmek olduğu burada tekrar hatırlanmalıdır. Toplumda bütün bu çabaların başarılı olması, dinî eğitim ve öğretimin, toplumun genel ahlâkî değerlerinin, buna ilâve olarak yasal düzenlemelerin ve izlenen resmî politikanın birbiriyle uyumlu olması vazgeçilmez bir önem taşır. (Bak. TDV Yayınları, İslam İlmihali, 2. Cilt)

Ne zaman ki, insanlar hâşâ Allah’tan daha fazla merhametli, şefkatli ukala tavırlar ve güya hümanistçe yaklaşımlar sergileyip toplumun huzuru için va’z edilen ilahi ahkâmı önemsemediler ya da ağır-hafif, uygunsuz veyahut uygulanabilir olmadığını iddia ettiler, işte o zaman huzur, barış ve insicamı kaybettiler. Oysa onları kendilerinden çok daha iyi bilen ve dünya-ahiret saadeti için gerekli olan hükümleri Yüce Allah koymuştur.  Ancak nedense bunlar insanların pek de işine gelmemiştir.

Kanaatimize göre, hırsızlık, arsızlık ne kadar azalsa da kimse malından, canından, aklından, neslinden ve dininden emin bir halde yaşayamayacaktır; tâ ki hak yola girinceye kadar.

Akıbet hayrola, selam ve dua ile.

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber