• DOLAR
    7,9783
  • EURO
    9,4526
  • ALTIN
    487,17
  • BIST
    1,1836

HER YENİ GÜNE NASIL UYANIYORUZ?

HER YENİ GÜNE NASIL UYANIYORUZ?

Oldukça sık değişen gündemin baş döndürdüğü zor günlerden geçip sabaha çıkacağımıza dair herhangi bir garantimiz yokken hasbelkader uyandığımızda da ağırlıklı olarak dünyevi işler için koşturduğumuz apaçık bir gerçektir. Aslında rutin olarak biz hep aynı şeyleri yapıyoruz. “İki günü eşit olan aldanmıştır.” buyuran Peygamber (a.s.)’ın bu buyruğunun ve Hz. Ömer (r.a.)’ın da : “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunun cevabı olarak hangi durumdayız diye bir hesabımız yoksa vay halimize!

Güne sabah namazıyla başlamayanın aklı genellikle ve öncelikle ya kahvaltıda, ya trafikte, ya iş yerinde, ya arkadaşlarında, ya kazanacağı ve elde edeceği maddi şeylerde, ya müşteride, ya kaçamağında, ya eğlencesinde veya başka gündelik şeylerdedir. Bütün bu koşturmalarla birlikte hiç azalmayan mal ve yaşama arzusu ile ömrünün sonuna doğru hızlıca baş aşağı giderken de gaflet içre olduğumuzdan ayık değil birçoğumuz.

Kendi gerçekliğimiz üzerinden çevremize baktığımızda gördüğümüz manzara; “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” kıvamında şekilleniyor.

Hani rivayete göre bir sabah namazı çıkışı İmam Şafiî’yi dalgın gören bir adam neden dalgın olduğunu sorduğunda, o da: Her sabah benden istenen şeyleri düşünüyorum da onun için dalgınım, der. Adam merak edip sorar: Her sabah sizden istenen şeyler nelerdir ki, öyle derin düşünüyorsunuz? Bunun üzerine kendisinden her sabah sekiz şey istendiğini şu şekilde sırayla saymaya başlar:

  • Rabbim, benden farzlarını istiyor.
  • Peygamber Efendimiz benden sünnetlerini istiyor.
  • Aile ve çocuklarım benden helâl nafakalarını istiyor.
  • İmanım ve aklım benden Rabbimin emirlerine uymamı istiyor.
  • Nefsim ve şeytanım da benden kendilerine uymamı istiyor.
  • Her an amelimi yazan melekler de hep sevap yazdırmamı istiyor.
  • Her doğan güneş bir gün daha yaşlandığımı hatırlamamı istiyor.
  • Her sabah Azrail de kendisine bir gün daha yaklaştığımı düşünmemi istiyor.

Soruyu soran: Ey İmam: bunlar sadece senden mi isteniyor yoksa benden de istenir mi? sorusuna İmam gülümseyerek:  “İstersen kafanı gereksiz konulardan temizle de bir de sen düşün bu soruları!” diye cevap vermiştir.

Bu yukarıdaki maddeler ekseninde kendimize dönersek; acaba kuldan istenen ve hiç unutulmaması gereken söz konusu hususlarda hâlimiz nicedir?

Neden hassasiyetlerimizi kaybettik?

Ne ara bu kadar dünyaperest (sekülerist) olduk?

Niçin ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya devam ediyoruz?

Yanı başımızdan ölüp gidenlerden niye ibret almıyoruz?

Rabbimizin bizi her an huzuruna çağırabileceğini bildiğimiz halde asli görevlerimizi hangi cesaret ve mantıkla sürekli öteleyebiliyoruz?

Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın iken biz amellerimizle ne kadar ona yakınız?

Doğarken, yaşarken ve vefat ederken sürekli: “Ümmetim! Ümmetim” diyen Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatımızdaki yeri ne kadar?

Kazançlarımızda helal-haram hassasiyeti gerçekten dinimizin bizden istediği seviyede mi?

Aklımızla hareket edip, midemizi aç bırakmamaya gösterdiğimiz itina kadar kalbimize, gönlümüze ve vicdanımıza da özen gösteriyor muyuz?

Beden dünyamızda ve hayatımızın her safhasındaki nefsin ve şeytanın onca tahribat ve tahrifatının farkında mıyız?

Meleklere iman, imanın şartı ve onlar bütün ahvalimize tanık iken görmüyoruz diye acaba varlıklarını ve sürekli bizimle birlikte oldukları halde onları ne kadar hesaba alıyoruz?

Akşamlayıp gecelediğimizde yarı yarıya ölüm demek olan uykumuzdan sabaha uyanamayabileceğimizi hiç düşündük mü?

Kaza, bela, afet, salgın hastalıklar ve diğer her türlü risk konusunda hiçbir garantimiz yokken bir şey olmamış gibi alabildiğine rahat ahvalimiz sahi normal mi?

Elbette ki dünyadan elimizi eteğimizi çekip postu serip secdeye kapanalım, kendimizi yalnız ahirete adayalım demiyoruz hâşâ! Zira biz biliyoruz ki, “dünya ahiretin tarlasıdır” ve ahiret ancak bu dünya üzerinden kazanılabilir. Zaten Allah’a kul olunca kulun bütün meşru davranış, fiil, söz ve amelleri ibadet kategorisinde değerlendirildiğinden yaratılış amacı olan Yaradan’a kulluk da böylece hâsıl olmuş olur.

Gitmek için buralardayız, kalıcı olan kimse yok ki O’ndan başka. Tüm cazibesine rağmen fâni olanı bâki olana tercih etmek hiç akıllıca bir tercih olmasa gerek. Selam ve dua ile.

 

  1. Fatih KAHRAMAN

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

BİR DE BUNLARA BAKIN

EN ÇOK OKUNANLAR
RESMİ İLANLAR
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber