İNSAN VE SONSUZ YOLCULUĞU

19.1.2017 18:35:20

“Ey insan! Fenaya, âdeme, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz. Âdeme değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz.”

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

AYET

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan korunun. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Haşir, 59/18)

HADİS-İ ŞERİF

“Akıllı insan, nefsini hesaba çeken/her zaman hesap-kitabını iyi yapan ve ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan kimsedir. Âciz/tembel/ahmak kimse ise, nefsinin heva ve hevesinin peşine takılan ve -buna rağmen- Allah’tan güzel mükâfat bekleyen kuruntu sahibi kimsedir.” (Tirmizi, İbn Mace, İbn Hanbel, Hâkim’in rivayet ettiği bu hadis için bk. Acluni, 2/144)

DUA

Allahım! Kur’ân’ı, bizim için, onu yazan ve benzerleri için, her türlü hastalıktan şifâ, bize ve onlara hem dünyada, hem de âhirette dost, dünyada yoldaş, kabirde arkadaş, Kıyâmette şefaatçi, Sırat üzerinde nur, Cehenneme karşı perde ve örtü, Cennette arkadaş ve bütün hayırlara bizi sevk eden rehber ve önder kıl. Bunu fazlın, cömertliğin, keremin ve rahmetinle yap ey merhametlilerin en merhametlisi ve ey bütün cömertlerden daha cömert olan! Duâmızı kabul buyur. Allahım! Kendisine hakla bâtılı ayırt eden Kur’ân-ı Hakîmin indiği zâta, onun bütün âl ve Ashâbına salât ve selâm eyle. Âmin, Âmin.

 

Hayat, sadece bir yolculuktan ibarettir. İnsan da bir hayat yolcusudur. İnsan anne karnından dünyaya gelen ve oradan kabre, haşre giden bir ebed yolcusudur. Bu yolculukta kimseye gücünden fazla yük yüklenilmez. İnsanın takatinin üstüne çıkılmaz. Hayattan nasibi kalmamış olanlar için ise hayat yolculuğu bitmiştir artık. Bu yorucu yolculuktan insanın öğreneceği çok şey vardır. Bu yolculukta insan inandığı gibi yaşamazsa yaşadığına inanmaya başlar. Dünya nimetleri bazı insanları romatizmalı hastalar gibi bacaklarından yakalar. Hayatta insanı kötü yolların çeşitli durakları kuşatır. Ahiret, cennet, cehennem dünya yolculuğunun son duraklarıdır. “Ana rahmi, insanın zarfı… Evlât ise mazrûf.” Her yolculuk önce bir vasıtaya binmekle başlar, ondan sonra safha, safha yolculuğun diğer kısımları gelir. Bugün kendi nefsini dizginleyemeyen insan, kendisini bu yolculuğa nasıl hazır sayabilir? Bu yolculuğun tek vasıtası vardır; o da kişinin öğrendiğini önce nefsine tatbik etmesidir.

İnsanoğlu, bir ömür tutsağı, bir ömrün mahkûmudur. Öyle bir ömür ki, gelip geçiyor, yel esip geçmiş gibi, hattâ bir göz açıp kapamış gibi… İnsana konuk olan “can” kuşu bir gün çıkıp uçup gidecek. Herkes çâresiz, bir gün ömrünü yitirecek. Hayat yolculuğunda insanoğlunun hedefi kendini fethetmek, keşfetmek olmalıdır. Fezanın derinliklerine doğru açılma kararı veren insan hâlâ bir muamma olan kendi mahiyetine karşı ilgisiz!.. İnsanca yaşabilmek için ise ümit, azim ve sabra ihtiyacımız var.

BEN KİMİM? NEREDEN GELİP, NEREYE GİDİYORUM?

İnsan bir bakıma yaratılışın esas gâyesidir. Bu âlem bir ağaç, insan ise meyvesi. Varlıklar içinde en müstesnâ bir yere sahip olan insan kendisi, çevresi ve kâinat hakkında hiçbir şey bilmeden dünyaya gelir; fakat bütün bunlara tamamıyla yabancı da sayılmaz. Her şeyden önce, üzerine şefkâtle eğilen bir annesi ve babası vardır onun; ayrıca bir akraba hâlesi tarafından da kucaklanır, kuşatılır. Maddî ihtiyaçlarını giderme mecburiyetinde olan insan, bunlardan daha çok ruhî-manevî ihtiyaçlarını tatmin etmek ihtiyacı duyar. Sonra, yeryüzü hayatına adım atılalı beri, “Ben kimim? Nereden gelip, Nereye gidiyorum? Toprakta başlayıp, sperma, kan pıhtısı, bir çiğnem et parçası, kemik, et, bir başka yaratılış, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve mezarla devam eden ve ahirete uzanan bu yolculuğumda rehberim kimdir?” sorularına cevap aramaktadır o. Beden sıhhati, ruh zindeliği, irâde gücü, tahammül, iyi bir terbiye, sağlam muhakeme ve çabuk karar verme gibi bir düzine şartlardan başka bir o kadar da emek ve meşakkatle elde edilen şeyin hepsi hayat yarışında başarıyı elde etmenin şartlarıdır. Yolculuk, aslında bir arayıştır. Arayış, kavuşmanın ilk merhalesidir, kademesidir. Başlamak ise, arayışın tohumu mahiyetindedir. Aradığına kavuşmak ise meyvesi! Arayış insan ruhunun özünde gizlidir. Arayışın hedefi ise bu özün mânâsını anlamaktır. Her zaman içinde bulunduğumuz günü yaşarız. En içten arzularımızla daha olgun, daha şevkli, daha renkli bir aydınlık geleceğin mesajlarını bekler dururuz.

İSLAMİ DÜŞÜNCE AÇISINDAN İNSANIN YOLCULUĞU

İslami düşünce açısından insanın yolculuğu: Ruhlar âleminden başlar, anne rahminden, dünyadan, berzahtan, mahşerden, sırattan ta cennet veya cehenneme kadar devam eder. Bu güzergâh, her insanın yapacağı yolculuğun ana rotasıdır. Ancak, yolculuğun nasıllığı kısmı ise, daha çok manevi boyutuyla kendini gösterir. Bu yolculuğun şeklini ise, Allah’ın emir ve yasakları belirler. Bu emir ve yasaklara göre hayatını tanzim eden kimsenin bu yolculuğu doğru istikamette cereyan eder ve netice itibariyle insanların asıl vatanı olan cennetle sonuçlanır. Aksi istikametteki yolculuğun son durağı ise cehennemdir. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan korunun. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Haşir, 59/18). İnsanı manen olgunlaştıran, ruhunu ulvileştiren, aklını eğiten, kalbini safileştiren, nefsini emmare derekesinden çıkartıp levvame, mutmainne, raziye, marziye derecelerine yükselten yegâne âmil takvadır. İnsan, iman ile Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmamanın zevkini tadar. "Beni yapan, yaratan, her organımı yerli yerine koyan ve ruh dünyamı en güzel şekilde tanzim eden, hissiyatımın her birini ayrı bir vazifede çalıştıran bir Hâlıkım var. Kan deveranım O’nun rahmetiyle olduğu gibi, dünyamın dönmesi de O’nun kudretiyle. Öyleyse, ben başıboş değilim, kimsesiz değilim, sahipsiz değilim." der ve sahibinin izni dairesinde bir yolculuk yapar. Ne mutlu, sahibini bilip, misafirhane sahibinin izniyle yolculuğuna devam edenlere ve ebedi saadete erişenlere...

İNSAN BEKA İÇİN YARTILMIŞ…

İnsan fani olan dünya hayatını ve ömür dakikalarını ebedi saadetini kazanmak için bakileştirmek mecburiyetindedir. Çünkü “insanın iktidarı kısa, bekası az, hayatı mahdut, ömrünün günleri ma’dud ve her şeyi fanidir. Öyle ise, şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etmemesi lazımdır ki fani olmasın. Baki şeylere sarf etsin ki baki kalsın. Ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dar-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelal’ine dönecekler ve Mevla-i Kerimlerine kavuşacaklar. Yani bu dar-ı faniden gidip dar-ı bakide huzur-u Kibriya’ya müşerref olacaklar. Madem her şey elimizden çıkacak, fani olup kaybolacak; bakiye tebdil edip ibka etmek çaresini düşünmek, aramak ve bulmak durumundayız. İnsan çendan fânidir. Fakat beka için halk edilmiş ve bâki bir zâtın âyinesi olarak yaratılmış ve bâki meyveleri verecek işleri görmekle tavzif edilmiş ve bâki bir zâtın, bâki esmasının cilvelerine ve nakışlarına medar olacak bir suret verilmiştir. Öyle ise böyle bir insanın hakikî vazifesi ve saadeti: Bütün cihazatı ve bütün istidadatıyla o Bâki-i Sermedî’nin daire-i marziyatında esmasına yapışıp, ebed yolunda o Bâki’ye müteveccih olup gitmektir. Mü’min olan bir insan, “Hâlıkının emanetini, Onun namına ve izni dairesinde istimal etmelidir. Çünkü bizlere emanet olarak verilen ömür ve cihazlarımız “hayat-ı ebediye esasatını ve saadet-i uhreviye levazımatını tedarik etmek için verilmiştir. Bütün mesele, “Cenab-ı Hakk’a abd ve asker olmaktır. Onu rızası dairesinde hareket etmektir. Sultan-ı Ezeli, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır.”

“Ey insan! Fenaya, âdeme, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz. Âdeme değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz.

SORGULANMAMIŞ HAYAT YAŞAMAYA DEĞER Mİ?

Hayatı anlama çabası hiç bitmeyen bir uğraş ve hayata tutunmayı sağlayan bir edimdir ki kişinin hayatını dinamik hale getirir. Ayrıca aldığı nefesleri değerli kılar ve bir sonraki nefes için sebep olur. İlk insandan günümüze kadar her insan kendince bu anlam arayışına katkı yapmıştır. Ama bazılarının bu arayışa tersten bir katkı yaptığı da su götürmez bir gerçektir. Tek sermayesi hayatı olan insanın bu sermayeye anlam araması ve bulduğu anlam doğrultusunda yaşaması kadar doğal ne olabilir? O halde çekinmeyelim ve soralım: Sorgulanmamış hayat yaşamaya değer mi? Hayata, zıtların sahne aldığı müthiş bir tiyatro olarak bakabiliriz. İnsan her an istemediği olaylarla karşılaşmakta, hatta acı çekmektedir. Ve yine bir anda acıdan mutluluğa geçebilmektedir. İşte zıtlık dediğimiz olay da budur zaten. Bu zıtlıklar arasında gidip gelirken insan, istemediği durumlarla karşılaştığı anda kendini hemen şikâyet limanına atar. Hâlbuki sıkıntı ve bela, kişiyi olgunlaştıran etkenlerdir. Aslında buradaki şikâyet, insanın istediği hayata ulaşamamasının sonucudur. Hayat, her zaman insanın istediği şekilde akmaz. Bazen önümüze engeller çıkabilir. Bela ve musibet kapımızı çalabilir. Böyle durumlarda hayatın güzel yönlerine bakmak gerekir. Mesela ölüm ilk bakışta kötü gibi gözükebilir. Ama öldükten sonra ebedi bir hayatın bizi beklediğini ve inananların cennetle ödüllendirileceğini bilmek bize sonsuz bir hazine sağlar. En sevdiğimiz kişilerin birer birer bizi terk ettiği bir gerçektir ama ahirette onlarla sonsuza kadar beraber olacağımız gerçeğini bilmek de bizi son derece rahatlatır. Hayat her an başka bir yüzüyle insanın karşısına çıkar. İnsana ise pes etmek değil azimle mücadele etmek düşer.

Ulusal Gazeteler
18 Kasım 2017 Cumartesi 1'inci Sayfamız
Reklam

Spor Toto Süper Lig Puandurumu

 

Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar