ALLAH’A MUHATAP TEK VARLIK İNSAN

22.12.2016 16:46:16

İnsan İçin En Mühim, Âli Maksat, Cenâb-I Hakkın Muhabbetine Mazhar Olmasıdır

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

AYET

“İyi bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle/anmakla huzura kavuşur.”(Ra’d, Suresi 13/28)

HADİS-İ ŞERİF

"Ey Allah'ın Resulü! Rabbimizi görecek miyiz?" sorusuna efendimiz (s.a.v), "Bulutsuz berrak bir mehtap gecesinde Ay'ı görmek için itişip kakışır mısınız?" diye cevap verir, sahabeler "Hayır"der. Efendimiz (s.a.v) tekrar sorar, "Bulutsuz bir günde Güneş'i görmek için birbirinizi itip kakarak birbirinize zahmet verir misiniz?" sahabe, "Hayır" der. Efendimiz (s.a.v) son olarak, "İşte Rabbinizi de öyle zahmetsiz ve sıkıntısız, apaçık göreceksiniz."…buyurur. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 416/10133]

DUA

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inandım. Hiç şüphesiz öldükten sonra diriliş haktır, Cennet haktır, Cehennem haktır, şefaat haktır, Münker ve Nekîr melekleri haktır. Allah’ın kabirlerdeki ölüleri tekrar dirilteceğine İmân ettim. Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh olmadığına ve Muhammed’in (a.s.m.) Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet ederim. Allahım! Senin rahmet ağacının en latîf, en şerif, en mükemmel ve en güzel meyvesi olan, âlemlere rahmet olarak ve Senin rahmet ağacının âhiret yurdu üzerine sarkan en süslü, en güzel, en parlak ve en yüce meyvelerine, yani Cennete ulaşmamıza vesîle olarak gönderdiğin zâta salât ve selâm eyle. Allahım! Seçtiğin Peygamberinin hürmetine, bizi, anne ve babamızı Cehennem ateşinden koru. Bizi, anne ve babamızı iyilerle beraber Cennete koy. Duâmızı kabul buyur. Âmin!

 

Osmanlıca’da Muhatab-ı İlahi, Allah’a muhatap olan kul için kullanılan bir ifadedir. Allah’ın Muhabbetine mazhar olmak ise insan için en Mühim Âl-i maksattır. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre, bir peygamber gelmeden insanlar kendi başlarına Allah’ı gerçek manada tanıyamaz, ona kulluk edemez ve sorumlu da tutulmaz. “Biz bir peygamber göndermeden kimseye azap edecek değiliz.”(İsra, 17/15) mealindeki ayet, bu konuda en büyük delildir. O halde, bizim Allah’a muhatap olup olmadığımızı da gerçek anlamda ancak peygamberlerden öğrenebiliriz. Bununla beraber, insanların akıllı, şuurlu bir vicdana sahip olması ve insanlık tarihi boyunca bu şuurlu vicdanında beşer-üstü, sonsuz kudret ve hükümranlığı olan bir varlığa tapma ihtiyacını hissetmesi, her asırda Allah’a inancı kaybetmeleri durumunda bile, yanlış yoldan da olsa bu tapma duygusunu değişik putlar, nesneler ve totemlere taparak tatmin etme cihetine gitmesi, İnsanoğlunun yaratılışı itibariyle Allah’a muhatap bir kul olarak yaratıldığını göstermektedir. “İyi bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle/anmakla huzura kavuşur.”(Ra’d, 13/28) mealindeki ayette de Yüce Yaratıcı ile yaratılmış şuurlu bir varlık olan insan arasındaki güçlü ilişkiye işaret edilmiştir.

Allah’a Muhatap Olarak Yaratılmış Bir Varlık

İnsanların bütün canlılar üzerinde bir hükümranlığı, bir üstünlüğü olmasına rağmen, hayat şartları bakımından hepsinden daha âciz bir çizgide olması, onun asıl görevinin hayvan gibi yaşamak olmayıp, kulluk gibi daha üstün bir gaye için var edildiğini göstermektedir. Bu sebepledir ki, bir insan kelebek gibi uçamadığı, tavşan gibi koşamadığı, deve gibi yük taşıyamadığı için üzülmez. Çünkü bunlar onun işi değildir. Fakat bir kimsenin kalbini kırdığı zaman, Rabbine karşı saygısızlık ettiği zaman, insanca yaşayamadığı zaman çok üzülür. Onun bu ayrı kabiliyetleri de kendisinin Allah’a muhatap olarak yaratılmış bir varlık olduğunu göstermektedir. İnsan, mahiyet ve fıtrat olarak iki yönü ve iki yüzü olan bir varlıktır. Bir yüzü maddi ve cismanidir, şu şahit olduğumuz maddi âleme bakar. Diğer yüzü ise ruhani ve manevidir, gaybi âlemlere bakar. İnsan nasıl dili ile maddi yiyecek ve içecekleri tadar ve tartarsa, aynı şekilde vicdanı ile de gaybi âlemlerden haber verir, oralara ait meseleleri vicdan terazisi ile hisseder.

İNSAN ALLAH’IN İSİMLERİNE MAZHARDIR

Ceset, bu maddi âlemin nasıl bir özeti ve küçük bir modeli ise, insandaki ruh da gaybi ve ahiret âlemlerinin bir özeti, bir küçük modelidir. Ceset ve cesetteki hasseler, bu maddi âlemde ne var ne yok hepsini bir nevi kuşatıyor ise, ruh da aynı şekilde manevi âlemleri kuşatıyor. Allah’ın mülkünden olan maddi ve manevi âlemlerde tecelli eden bütün isim ve sıfatlar, aynı şekilde mülkünün özeti ve küçük bir modeli olan insanda da tecelli eder. İnsan her iki âlemde görünen isimleri ve sıfatları üzerinde cem eden yegâne varlıktır. Nasıl Allah’ın isimleri içinde İsm-i Azam var ise, isimlerin tecelli ettiği mazharlar içinde Mazhar-ı Azam da vardır ki; bu insandır. İnsan adeta ceset ve ruhu sayesinde, bütün âlemlerin özü ve özeti gibidir. Bütün varlık âleminde azametli ve şaşalı olarak tecelli eden isimler, insanda da cüzi ve okunaklı olarak tecelli etmiştir. Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına külli bir şekilde sadece insan muhataptır. Meleklerde nefis ve cismanilik olmadığı için, Allah’ın birçok ismine mazhar ve muhatap olamıyorlar. Ama insanda hem maddi hem manevi cephe beraber bulunmasından dolayı, Allah’ın her bir ismine mazhar ve muhataptır. Bu sebeple insan; fıtrat ve mahiyet bakımından, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına mazhar ve muhatab-ı azamadır.

ALLAH’IN BOYASI İLE BOYANMAK

Kâinatı mükemmel ve hikmetli bir kitap suretinde yaratan Allah, insanı da bu kâinat kitabını okuyup anlayacak ve takdir edecek bir mahiyette yarattı. Nasıl kâinatı hikmetli ve manalı büyük bir kitap yaptı, o kitabı okuyacak olan insanın cansız, maddi ve cismani olan kafasına da manevi ve hayatlı bir şuuru ihsan etmiş ki, hem okuyor hem takdir ediyor hem de tahsin etmek ile bir nevi hitap ediyor. Allah, insandaki o hitap ve beyan etme kabiliyetini çok üstün cihazlarla donatmıştır. İnsan, o cihazların inkişaf etmesi ve kullanılması ile âlemlerin Rabbine muhatap seviyesine çıkıyor. Yani insan, öyle antika ve mükemmel bir sanat ki, hem hitap eder, hem de hitabı İlahiyeye muhatap olur. Bir nevi, Allah’ın boyası ile boyanmış, yani isim ve sıfatlarının geniş ve parlak bir aynası olmuştur. Allah’ın sanatları içinde külli ve geniş, her yönü ile sanatın manasını anlayan ve Allah’a külli muhatap olacak tek sanat, insandır. Özet olarak insanın fıtratına İlahi isimlerle tevdi edilen istidat tohumcukları, iman ve ubudiyet vasıtası ile öyle bir inkişaf ve terakki etti ki insan da hitab-ı İlâhî çiçeğini açtı. Yani insan Allah’ın hitabına muhatap derecesine ulaştı. Bunda da insanın istidat ve şuurunun büyük payı var.

O SULTANA MUHATAP, HALİL VE DOST OL

Risale- Nurun 14. Lem’asında bu konuya dair şöyle denilmektedir, “Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir; “Bismillahirrahmanırrahim” de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve Halil ve dost ol. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat'iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir. Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümânı ve ünvanı olan "Bismillahirrahmanırrahim"i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân'ın dergâhında şefaatçi yap. Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtât ve hayvanâtı bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi, o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedâkârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevi'l-hayatı, hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rubûbiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhâr eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-i mutlakına karşı rahmetini, ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış. Ey insan! Eğer insan isen, "Bismillahirrahmanirrahim" de, o şefaatçiyi bul.”

ALLAH’IN KUDDÜS İSMİNE MAZHAR

Cenab-ı Hakk'a dost ve muhatap olmanın, yolu onun isim ve sıfatlarına güzel bir takvim ve ayna olmak ile mümkündür. Yani Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli ve gereklerini hayat aynamızda tatbik edip ilan etmeliyiz. Mesela onun sonsuz adalet sıfatını hayatımızla, yani işlerimizde adil olmakla ilan etmeliyiz. Onun Kuddüs isminin gereği olan maddi ve manevi nezafeti yapmak ile o isme bir ayna ve takvim olmalıyız. Onun sonsuz şefkat sıfatını bizde hayatımız da mahlûkata şefkat göstererek ilan etmeliyiz. Onun Kerem ismine uyarak bizde insanlara karşı Kerim ve lütufkâr olmalıyız; bu manaları her isme tatbik etmek mümkün. Allah ayetlerinde açıkça, "Ben İslam'dan razı oldum, beni razı etmek isteyen ona tabi olsun." diyor ve bize bunu açıkça deklare ediyor. Demek rıza ve dostluk, ancak İslam ile mümkündür.

İNSANIN KÂİNATTA İKİ UBUDİYETİ…

“İnsan, şu kâinata geldikten sonra iki cihetle ubudiyeti var. Bir ciheti, gaibâne bir surette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri, hâzırâne, muhâtaba suretinde bir ubudiyeti, bir münâcâtı vardır.” “Burada, eserden müessire değil, müessirden esere gelmek manası vardır. Yani önce Allah’a, Kur’an’ın çerçevesi ile iman eder. Sonra ona ibadetler ile itaat eder. Ondan sonra mehâsin ve kemalâtına intikal eder. Yani yukarıdan aşağıya inerek gelmek var. Önce Allah, sonra sıfatlar, sonra isimler, sonra mevcudat şeklinde geliyor. Bu da doğal olarak gaibâne bir iman şekli olur. Hâlbuki eserden müessire gitmekte, onun kemal ve güzelliklerini azdan çoğa doğru tanıyıp gitmek vardı. Burada ise çoktan ve kaynaktan aza doğru gelmek manası vardır.” Eserler üzerinde Allah’ın sanat ve tecellilerini görüp, onun Zatına ve sıfatlarına intikal ederek, Onu o isim ve sıfatlar vasıtası ile tanıyıp ona sevgi beslemektir. Her bir isim ve sıfat onu tanımak ve sevmek noktasında bir merdiven çıkmak ve terakki etmektir. Bu yüzden her mevcut üzerindeki binlerce ismin nakışları aracılığı ile huzuru kazanır. Yani eserler sayesinde, eser sahibine varır ve her şeyde onu hatırlatacak vecihleri görür. Yani Allah, eserler aracılığı ile kendini insana gösterip ilan ediyor. İnsan da bu gösterme ve ilana iman ve marifet ile karşılık veriyor.

 

Ulusal Gazeteler
18 Kasım 2017 Cumartesi 1'inci Sayfamız
Reklam

Spor Toto Süper Lig Puandurumu

 

Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar