KÂİNAT EFEDİSİNİN DOĞUŞU (S.A.V) VE MEVLİD KANDİLİ

8.12.2016 17:25:36

"Ben sözlerim Muhammed'i (a.s.m.) övmüş, güzel göstermiş olmadım; aksine Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirmiş oldum.”

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

>>Muhammed Ali GÜNAYDIN

 

Ayet

“Andolsun, size içinizden öyle bir elçi gelmiştir ki, sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. Çünkü o, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe Suresi-128)

*********

Hadis-i Şerif

“İnsanların Peygamberlerden öğrene geldikleri sözlerden biri de: ‘Utanmadıktan sonra dilediğini yap!’ sözüdür.” (Buhari, Enbiya, 54; Ebu Davud, Edeb, 6.)

*********

Dua

Rahmânü’r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkan-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenatı adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay parçalanan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenâtı adedince milyonlar salât ve selâm olsun. Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Miracın sahibi ve gözünün asla şaşmadığı o mu’cize-i kübrâda ruyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefîimiz Muhammed’e, Kur’ân’ın ilk indiği zamanın sonuna kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin hava dalgalarının aynalarına Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri adedince, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan her biri hürmetine bizi bağışla, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.

*********

 

 

Hz. Muhammed (S.A.V), 571 yılında Mekke’de doğdu. Ahlakı ve güvenirliğinden dolayı kendisine Muhammed-ül Emin ( güvenilir kişi ) denilmiştir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden önce dedesi Abdulmuttalib’in, sonra da Ebu Talib’in yanında yetişmiştir. Gençliğinde çobanlık yapmış ve ticaretle uğraşmıştır. 25 yaşına geldiğinde ticari işlerini yürüttüğü Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Muhammed (S.A.V), Mekkelilerin yaşam biçimlerini beğenmiyor, yapılan haksızlıklara, içki içmeye, putlara tapmaya karşı çıkıyordu. Bu nedenle sık sık Mekke yakınlarındaki Hira Mağarası’na gidiyordu. 40 yaşında Hira Mağarası’nda ilk vahiyin gelmesi ile peygamber olmuştur. ( 610). İslamiyet’i ilk kabul eden eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra amcasının oğlu Hz. Ali, azatlısı Zeyd İslamiyet’i kabul ettiler. Bunlar ilk Müslümanlardır.

Mevlit kandili zamanı Hicrî Rebiyülevvel ayının On ikinci gecesidir. İslam Nebisi Ashab-ı Kiram, Emeviler ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Rebiyülevvel ayının On ikinci gecesi olan Mevlit kandili, ilk defa hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır'da, Şii Fatımi Devleti döneminde kutlanmaya başlamıştır. Mevlit, "doğum zamanı" demektir. İslam'da efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) doğum günü farklı mezheplerde kutlanır. Sünniler Rebiyülevvel ayının On birinci gecesini On ikinci ‘ye bağlayan geceyi 25-26 Nisan 571 Miladi tarihine rastlaması nedeniyle, Şiiler ise 17. günü Mevlit günü ve 17'ye dönen geceyi de Mevlit Gecesi olarak adlandırırlar.

Efendimizin (S.A.V) Doğuşunda Gerçekleşen Mucizeler

İşte Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri esnasında meydana gelen hâdiselerden bazıları: Benzerine rastlanmamış parlaklıkta bir yıldız doğdu. Sema pırıl pırıl yıldız kandilleriyle Resul-i Kibriya Efendimiz'in (asm) gelişini alkışlıyordu. Medayin’deki Kisra sarayından on dört burç çatırdayarak yıkıldı. Dünyaya o gece şeref veren Zat (asm) beraberinde getirdiği sönmez nur ile Mazdeizmin karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatını, on dört yıl içinde ortadan kaldıracaktı. Kâbe’nin içini karanlık ve kirlere boğan putların pek çoğu baş aşağı yıkıldı. Dünyaya teşrif eden o Zat (asm); vazifesini yerine getirecek ve Allah’a ortak koşanların batıl inançlarını ortadan kaldıracaktı. İstiharabat’ta bin seneden beri yanmakta olan Mecusilerin koca ateş yığınları bir anda sönüverdi. O gece dünyayı şereflendiren Zat (asm); putperestlik gibi ateşperestliği de bir çırpıda ortadan kaldıracak ve yeryüzünü Tevhid meşalesiyle aydınlatacaktı. Takdis edilen meşhur Save (Taberiyye) gölü bir anda kuruyuverdi. Dünyaya gelen Zat (asm), Allah’tan başka hiç bir şeyin kutsanamaya değer olmadığını ispat edecekti. Şark ve garbı bir anda aydınlatan muazzam bir nur görüldü. Dünyaya gelen Zat’ın (asm) tebliğ edeceği din şark ve garbı bütün ihtişamıyla kucaklayarak, insanlığın beşte birini şefkatli sinesinde terbiye edip okşayacaktı. Gökyüzünden salkım salkım yıldızlar döküldü. Bu hâdiseyle şeytan ve cinlerin semadan haber almaları son bulmuş oldu.

İSLAMİYET’İN YAYILIŞI VE DOĞUŞU

Eşitliği savunan İslamiyet’i gizlice yaymaya çalışınca Mekke ileri gelenlerinden tepki görmeye başladı. Bunu üzerine Medine’ye Hicret etti (622). Hicret Olayı ile İslam Dev.’nin temelleri atıldı. Müslümanlar, Mekkelilerin baskısından kurtularak dinlerini serbestçe yaşayabilecekleri bir ortama kavuştular. İslamiyet’in yayılması hızlandı. Hicri Takvimin de başlangıç tarihi olarak kabul edildi.  Hicret olayından sonra Müslümanlarla Mekkeliler arasında bazı savaşlar oldu. Bu savaşların en önemlileri Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarıdır. Bir yıl sonra 628 yılında Mekkeliler ve Medineli Müslümanlar arasında birbirlerine saldırmamalarını içeren Hudeybiye Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Mekkeliler, Müslümanların varlığını resmen tanımış oldular. Hudeybiye Antlaşması maddelerinin Mekkeliler tarafından ihlal edilmesi üzerine Müslümanlar harekete geçtiler. 630 yılında Mekke, Müslümanların eline geçti ve Kâbe putlardan temizlendi.

MEKKE BİR MİHRAP, MEDİNE BİR MİNBER

"Ben sözlerim Muhammed'i (a.s.m.) övmüş, güzel göstermiş olmadım; aksine Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirmiş oldum.” Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri; bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, herbir dâvâsını, mu’cizatlarına istinat eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Zira o Lâ ilâhe illâllah der, dava eder. Bütün sağ ve sol, yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nuranî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile manen Sadakte ve bilhakkı natakte derler.

Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeâya parmak karıştırsın? O nuranî burhan-ı tevhid, nasıl ki iki cenâhın icmâ ve tevatürüyle teyidediliyor. Öyle de, Tevrat ve İncil gibi kütüb-ü semâviyenin yüzler işârâtı  ve irhâsâtın binler rumuzâtı ve hâtiflerin meşhur beşârâtı ve kâhinlerin mütevatir şehâdâtı ve şakk-ı kamer gibi binler mu’cizâtının delili ve şeriatın hakkaniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi, zâtında gayet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâyâ-yı gàliyesi ve kemâl-i emniyeti ve kuvvet-i imanını ve gayet itminanını ve nihayet doğruluğunu gösteren Fevkalade takvası, fevkalade ubudiyeti, fevkalade ciddiyeti, fevkalâde metaneti, dâvâsında nihayet derecede sadık olduğunu güneş gibi aşikâre gösteriyor.

Asr-I Saadete, Ceziretü’l-Araba Gidelim

Eğer istersen, gel, Asr-ı Saadete, Ceziretü’l-Araba gideriz. Hayalen olsun, onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte, bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i suretle mümtaz bir zatı görüyoruz ki, elinde mu’ciznümâ bir kitap, lisanında hakaik-aşina bir hitap, bütün benî Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor. Sırr-ı hilkat-i âlem olan muammâ-i acibânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını fetih ve keşfederek, bütün mevcudattan sorulan, bütün aklı hayret içinde meşgul eden üç müşkül ve müthiş sual-i azîm olan “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” suallerine muknî, makbul cevap verir. İşte, o zat, bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi, bir rahmet-i bînihâyenin kâşifi ve ilancısı ve saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı, seyircisi ve künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşâfı, göstericisi olduğundan, böyle baksan-yani ubûdiyeti cihetiyle-onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nuranî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin. Şöyle baksan yani risaleti cihetiyle bir burhan-ı hak, bir sirac-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saadet görürsün. Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hâkim, büyük bir himmetle, ancak daimî kaldırabilir. Hâlbuki bak: Bu zat, büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, mutaassıp, büyük kavimlerden, zahirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref edip, yerlerine öyle secâyâ-yı âliyeyi ki dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak vaz ve tesbit eyliyor. Bunun gibi daha pek çok harika icraatı yapıyor. İşte, şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Ceziretü’l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar! O zâtın o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?

KUR’AN BİR MU’CİZE-İ AHMEDİYEDİR (S.A.V)

Bir mu’cize-i Kur’âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu’cizât-ı enbiya Kur’ân’ın bir nakş-ı i’câzını göstermiştir. Öyle de, Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla bir mu’cize-i ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu’cizât-ı ahmediye (a.s.m.) dahi Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ki, Kur’ân’ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu’cize olur. Çünkü o vakit bir tek kelime, bir çekirdek gibi, bir şecere-i hakaikı manen tazammun edebilir. Hem merkez-i kalb gibi, hakikat-i uzmânın bütün âzâsına münasebettar olabilir. Hem bir ilm-i muhite ve nihayetsiz bir iradeye istinad ettiği için, hurufuyla, heyetiyle, vaziyetiyle, mevkiiyle hadsiz eşyaya bakabilir. İşte, şu sırdandır ki, ulema-i ilm-i huruf, Kur’ân’ın bir harfinden bir sahife kadar esrar bulduklarını iddia ederler ve dâvâlarını o fennin ehline ispat ediyorlar.

Efendimizin (S.A.V) Gösterdiği Allah’ın Mucizeleri

Evvelâ: Tevrat, İncil, Zebur gibi kütüb-ü mukaddese, pek çok tahrifata maruz oldukları halde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkik, nübüvvet-i Ahmediyeye (a.s.m.) dair o kitaplardan yüz on dört işarî beşaretleri çıkarıp Risale-i Hamidiye’de göstermiştir. Saniyen: Tarihçe müsbettir ki, Şık ve Satîh gibi meşhur iki kâhinin, nübüvvet-i Ahmediyeden (a.s.m.) biraz evvel, nübüvvetine ve Âhirzaman Peygamberi o olduğuna beyanatları gibi çok beşaretler sahih bir surette tarihen nakledilmiştir. Salisen: Velâdet-i Ahmediye (a.s.m.) gecesinde Kâbedeki sanemlerin sukutuyla, Kisrâ-yı Fârisin saray-ı meşhuresi olan Eyvânı inşikak etmesi gibi, irhasat denilen yüzer harikalar tarihçe meşhurdur. Rabian: Bir orduya parmağından gelen suyu içirmesi ve câmide, bir cemaat-i azîme huzurunda kuru direğin, minberin naklinden dolayı mufarakat-i Ahmediyeden (a.s.m.) deve gibi enîn ederek ağlaması nassıyla, şakk-ı kamer gibi, muhakkiklerin tahkikatıyla bine bâliğ mu’cizatiyle serfiraz olduğunu tarih ve siyer gösteriyor. Hamisen: Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede ve bütün muamelâtının şehadetiyle, secâyâ-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede ve din-i İslâmdaki mehâsin-i ahlâkın şehadetiyle, şeriatinde en âli hısâl-i hamîde en mükemmel derecede bulunduğunu ehl-i insaf ve dikkat tereddüt etmez. Sadisen: Onuncu Sözün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi, Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukàbil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlemin nihayet kemaldeki cemâlini bir vasıtayla mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak göstermek istemesine mukàbil, en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedâhe yine o zâttır.

 

Ulusal Gazeteler
18 Kasım 2017 Cumartesi 1'inci Sayfamız
Reklam

Spor Toto Süper Lig Puandurumu

 

Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar