• DOLAR
    5,7884
    %0,66
  • EURO
    6,4038
    %0,20
  • ALTIN
    271,88
    %-0,36
  • BIST
    7,6090
    %0,46
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
GÜNÜMÜZ GENÇLİĞİNİN SERENCAMI
  • 0
  • 1297
  • 05 Şubat 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Şuur kelimesi, Arapça “şa’r”: kıl kelimesinden alınmıştır. İnce duygu, his, anlayış kavrayış ve bilgi sahibi olduklarından ötürü bazı kimselere “şair”: ‘Şuur sahibi’; kılı kırk yararcasına cisimleri, nesneleri, vakıaları, ayrıntılarıyla görüp az sözle değerlendirebilendir denilmiştir ki, çoğulu ‘eş’ar’ veya ‘şuara’dır. Bu isimle Kur’an’da bir sure olduğu da bilinmektedir.

Şuur kavramını iki şekilde anlamak mümkündür:

  • Akıl ve tasavvur ile elde edilen şuur. Bu iç âleme, gönül dünyasına yönelik bir ışıktır ki, irfana kapı aralar.
  • Beş duryu organı ile elde edilen şuur. Bu da ilmin ilk basamağını oluşturur.

İbn Arabî der ki: “Allah’ın, lütfedip açtığı bir manevî kapının arkasında nelerin olduğunu özet halinde bildirmesi, şuurdur. Detaylı bir şekilde bildirmesi ise ilimdir.”

Şuur, olayların arka planını görmek ve gereğince tahlil edip en uygun neticeye ulaşma ameliyesidir.

Şuur, elest bezminden kıyamete değin nerden gelip nereye hangi amaçla geldiğini-gideceğini bilmektir.

Şuur, feraset ve basiret sahibi olmaktır.

Şuur, ne aklını kalbinden ne de kalbini aklından bağımsız bırakmamaktır.

Şuur, aklın ışığı, kalbin nurudur.

Şuur, Yüce Allah’ın “Nur” isminin evrene yansımasıdır.

Şuur meseleleri, gelişmeleri Allah’ın nuruyla bakıp hakkaniyetli bir şekilde tahlil edebilme yeteneğidir.

Örneğin “Müminin ferasetinden çekinin, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar, görür.”(Mecmauz-zevaid, 10/268) mealindeki hadiste yer alan feraset/firaset sözcüğü bir manada altıncı hissi ifade etmektedir.

İşte bu bilinçte olan bireyin herhangi bir akım, grup, cemaat özel veya tüzel kişilikler tarafından güdülüp yönlendirilmesi kolayca mümkün değildir. Ancak şuursuz olanlar kuru yaprak misali esen en küçük ve hafif yellerle savrulabilirler.

Buraya kadarki değerlendirmeler tamam da, geleceğimizin teminatı olan gençler nasıl idealize edilip bilinçli hale getirilecektir, sorusu karşımıza çıkmaktadır. Yani bunu kişinin kendisi mi, anne-babası mı, çevresi, akranları mı, eğitim-öğretim kurumları mı yapacak noktasında mesele düğümlenmektedir.

Her ne kadar görmezlikten gelinse de günübirlikçi, idealsiz, hedefsiz, amaçsız, oyun, eğlence, zevk ve her türlü keyfe müptela bir genç nesil var karşımızda! Sanal âlemin pençeleri arasında kıvranıp duran evde odasında, okulda sınıfında, çarşı-pazarda kalabalıkta beyni devre dışı olup ‘omurilik soğanı’yla idare eden koca bir güruh ile muhatabız! Bunların herhangi bir konuma gelmeleri de bir nevi hasbelkader olmaktadır; tesadüfen denk gelmek(?) diye ifade edilen tarzda gerçekleşmektedir. Onun içindir ki birçoğu ehil ve layık olmadığı belki de hiç istemediği bir işi yapmak durumunda kalmıştır. Böyle de olunca işler arzu edildiği şekilde ortaya çıkmamaktadır.

Gençlere rol modeller sunma hususundaki eksiklikler başta aile olmak üzere, çevre ve okullardan kaynaklanmaktadır. Çocuklarına taparcasına kul-köle olan bir ebeveyn profilinden şuurlu evlat beklemek beyhude olacaktır.

Gençlerin akranlarıyla olan muhabbetlerine kulak verdiğinizde gündemlerinin oyun, eğlence, kutlama partileri, karşı cins muhabbetleri, kopya çekme, kestirmeden çok para kazanıp zengin olma hayalleri, asli görevlerini öteleme gayretleri, marka yarıştırma, futbol takımlarının değerlendirilmesi, sigara ve nargile içmeyi erkekliğin şanından sayma zafiyetleri, teknoloji sapıklığı, kafelerde doğum günü etkinlikleri, telefon modeli yarıştırmaları, izlenen ve takip edilen internet siteleri, dizi ve filmleri vs. olduğunu görmekteyiz.

Diğer taraftan adeta sosyal hayattan soyutlanarak sınav odaklı bir öğrencilik serüveniyle düşünemeyen, düşündüğünü ifade edemeyen test kolik ve at yarışına koşulmuş bir birey olarak gencimizden bilinçli bir davranış beklemek da herhalde haksızlık olur. Üniversiteyi bitirinceye kadar böylesi bir minval üzere 24, 25 yaşına gelmiş gencimiz önce iş sonra da son zamanların modası haline gelen sanal âlemden eş bulma gailesiyle, yeniden kpss vb. engellerle karşı karşıya kalırken hangi şuurla temayüz edebilecektir diye düşünüyorsunuz.

Bilinç aşılama bağlamında en önemli fonksiyon öğretmenlere düşmektedir denilirse de bu da çok gerçekçi değildir. Çünkü nasıl ki anne-babalar çocuklarının hizmetkârı olmuşlarsa günümüzde, öğretmenlerin de ‘öğrenci merkezli’ öğretim modeliyle prestijleri alabildiğine sarsılmış, sevgi-saygı anlamında bitme noktasına gelmiş ve öğretmenler, öğrencilere sadece not verip sınıf geçirmekle yükümlü robotlar haline getirilince Yunus Emre’nin:

“Yerden göğe küp dizseler,

Birbirine bend etseler,

Alttan birini çekseler;

Seyreyle gümbürtüyü.” dediği gibi bizler de bir türlü yeterince millî olamayan eğitim sistemiyle çocuklarımızın çıkardıkları gümbürtünün sürekli gürültülerine tanık oluyoruz.

Peki, hiç mi idealist ve şuurlu bir gençlik yok denilecek olsa; elbette ki vardır var olmasına da hem çok az hem de bunlar ne yazık ki okullarda yetiştirilmiyor, kısmen ailelerde ve çoğunlukla da aynı ideal, ülkü, bilinç ve amaç doğrultusunda kurulmuş sivil teşekküllerde tezahür etmektedir.

Geleceğimizi teslim edeceğimiz şuurlu bir gençlik inşasında başta ebeveynler olmak üzere yetkililerin hiç zaman kaybetmeden millî ve manevî değerlerimizle örtüşen düzeyde bir eğitim modeliyle üzerine düşeni yapması elzemdir.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber