• DOLAR
    8,0235
  • EURO
    9,4812
  • ALTIN
    490,16
  • BIST
    1,1811

GERÇEK ‘İSLAMCI’NIN TEK KORKUSU

GERÇEK ‘İSLAMCI’NIN TEK KORKUSU

Türkiye’de pek çok kesimin rahatça eleştirdiği, belki mensuplarını güçsüz belleyip her platformda hudutsuzca sorguladığı tek düşünce İslamcılıktır. İslamcılığın kavram olarak tahrip edildiğini daha önce yazmış, günümüz Türkiye’sinde siyasi ortamda da temsil edilmediğini dile getirmiştim. Çünkü ‘Siyasal İslam’ denilerek tenkit edilen siyasi oluşumların aslında sadece ılımlı demokratlık olduğu belki bilinmeyerek belki görmezden gelinerek yapılan tenkitlerin henüz menbaında yanlışlık hasıl olmaktadır. İslamcı düşünceye sahip olduğu söylenerek eleştirilen insanlar da belki pek çoğu farklı mantaliteye sahip olmaktadır. Hoş, İslamcı da olsalar, yinede yapılan eleştirilerin temeli yanlıştır. Çünkü kişilerin hataları fikirlere mâl edilirse ortaya absürt bir durum çıkar. Ülkemizde bu maalesef çok yapılmaktadır. Örneğin, bir partinin ortak görüşü az çok bellidir. Ancak o parti mensubu birisi bazen subjektif beyanlarda bulunabilir ve bu da bağlayıcı olarak aslında kendisini kapsamalıyken maalesef direk mensubu olduğu gruba toptan yöneltilir eleştiri okları. Hoca, alim veya şeyh olduğunu söyleyen bir adamın yaptığı yanlışlar da sadece kendisini bağlar. Yahut bir partinin belediye bilmem ne üyesi bir yerde bir fiil işlemişse, bu eylemi o partinin tümüne mâl etmek de vicdani değildir.

İslamcılık kavramını yıpratarak İslamcıları korkutup onların bu fikirden vazgeçeceklerini sanmak, çok basit bir numaradır. Çünkü İslamcılığı hakiki manada benimsemiş bir insan iftiralardan, eleştirilerden, dünyalık meşakkatlerden korkmaz. Onun korktuğu tek şey şahsi bir hatasının kullanılarak cahil ağızlarca İslam’a sövülmesi olacaktır. Yahut iftiraya uğrayıp, yine birilerinin ağzından İslam’ın aleyhine söz çıkması onu korkutur. Şahsi menfaatlerini değil Allah’ın dinini düşünür. Bilir ki ellerini ovuşturarak beklemektedir birileri. Senelerdir kurulmuş bir algı vardır. Yeşilçamla, seküler yazarlar eliyle dindar profili öyle yıpratılmıştır ki… Bir müddet sonra kendi yalanına inanmaya başlar yalancılar. Şahsi menfaatleri için İslam’ın şiarlarını kullananların İslam’ın temsil makamı olmadığını daha ne kadar söylemek durumundayız, hayret ediyorum.

Meselenin diğer bir boyutu da tarikatler…

Altın değerlidir ancak sahtesi de vardır. Alimler, şeyhler, dervişler bu ülkenin değerleridir.  Ahmet Yesevi’den bu yana bu topraklarda dervişler, şeyhler olmuştur. Ve o günden bu güne sahte şeyhler de elbetteki olmuştur. Bin yıl önce yaşayan Ahmed Yesevi hazretleri:

“Başına sarık sarar,

Kendine mürid arar,

İlmi yok neye yarar,

Ahir zaman şeyhleri.” demiştir. O zamanlarda bile bu tenkitlerin yapıldığı düşünülürse her dönemde bu işi sömürmeye kalkanlar olmuştur gerçeği ortaya çıkar. Ancak o dönemde kimse sahte şeyhler var diye, sahte tarikatlar var diye hepsi böyledir dememiştir, bunu demeyi aklından dahi geçirmemiştir.

“Şeyhlik ulu bir iştir,

Hakka doğru gidiştir,

Yaklaşılmaz ateştir,

Âhir zaman şeyhleri.’’ demiştir Anadolu’nun büyük mutasavvıfı Pir Ahmed Yesevi. Ancak bir başka yerde şöyle de demiştir:

‘’Mürşid-i kamil hizmetinde gidip yürüdüm;

Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;

Yardım etti, Şeytanı kovalayıp sûrdüm;

Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben işte.’’

Ahmed Yesevi’ye rahmet olsun… İşte mühim olan teraziyi doğru kurabilmektir. Derdi üzüm yemek değil bağcı dövmek olanların niyetlerini biliyoruz ve Allah’a sığınıyoruz.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek ‘Öfke ve Hiciv’inde sahte şeyhleri ne güzel ifade ediyor:

‘’Biblo şeyh… Çevresinde balmumundan müritler…

Elinde bir anahtar… Kapı açmaz, kilitler…’’

Aslında dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki bu yolu sömürenler yine en çok bu yolun hakiki yolcuları tarafından tenkit edilmiştir.

Gerisi lafügüzaf…

Selam ve Dua İle…

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

  1. Yüce Rabbimiz şah damarımızdan daha yakın bize.Bizi bizden daha iyi bilir. İslamı yaşamak ya da herhangi dini yaşamak için rehber gönderilmiştir Allah tarafından… Ardından kutsal kitaplar… Ama ne peygamberler nede kutsal kitaplarda tarikatlara ayrıdenmiyor. Ortaçağ Avrupasındaki papazlar kayboldu Tarikat şeyhleri gün yüzüne çıktı.Dine farklı yorum katınca dine guven azaldı veya dini kendi işine yarar hale getirildi.Hz. Ali (r.a) buyurdu ki: Din bir nokta idi, cahiller bu noktayı çoğalttı.Din sabit aslında; bilmeyenler ve benimsemeyenler dini karalar, alay eder. Her müslüman OKU! emrini yerine getirseydi kendi dinine yabancı olmaz, alay konusu etmezdi. Ayrıca dini istismar eden ve dine zarar veren kimse kalmazdı.(Selamun Aleykum).

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

BİR DE BUNLARA BAKIN

EN ÇOK OKUNANLAR
RESMİ İLANLAR
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber