• DOLAR
    6,7368
    %1,85
  • EURO
    7,3003
    %1,25
  • ALTIN
    350,71
    %2,20
  • BIST
    8,2747
    %0,45
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
EMİN-EMAN-TEMİNAT-EMNİYET VE MÜMİN
  • 0
  • 372
  • 14 Ocak 2020 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Mümin, emin olup eman veren teminatı sağlam emniyetli kimsedir.” (MFK)

EMİN:  Güvenilir, inanılır, güvenli. Sakıncasız, güvenlikli, tehlikesiz ve şüphesiz demektir.

EMAN: Bir kimseye veya düşmana; söz, işaret veya yazı ile mal ve can güvenliğinin emniyet (güven) altında olduğunu bildirme veya Müslüman olmayan bir kimsenin İslâm memleketine girmesi için kendisine verilen müsaade, izin.

TEMİNAT: Bir hakkı güvence (emniyet) altında bulundurmak demektir. Geniş anlamıyla teminat, bir borç için alacaklıya verilen garantiyi veya karşılığı ifade eder. Diğer yandan borcun ödenmesinin veya bir taahhüdün yerine getirilmesinin, aksi halde hak sahibinin uğrayacağı zararın

Karşılanması için verilen garanti yahut karşılıklara teminat denilir.

EMNİYET: Güvenlik, güven, inanma, itimat demektir.

MÜMİN: Yüce Allah güvenin ve emniyetin yegâne kaynağıdır. Kullarına güvenen, kullarının da kendisine güvenmesini bekleyen, hatta bu beklentiyi imanın olmazsa olmaz şartı olarak görendir. Bundan dolayı da el-Mümin olan Allah, kendisine inananları da mümin diye isimlendirir. Yani mümin: İman eden demek olduğu gibi, güven veren ve kendisine güvenilen kimse demektir aynı zamanda.

Görüldüğü gibi Türkçemizde sıklıkla kullandığımız bu kavramların orak noktası ‘güven’ meselesidir. Peki, kime, nasıl, niçin ve ne kadar güveneceğiz?..

Günümüzde, hemen her alanda bireysel ve toplumsal bir güvensizliğin salgın ve yaygın olduğu apaçık ortadadır. Öyle ki, küçük-büyük, amir-memur, işçi-patron, çarşıda-pazarda, müşteri-bayi, karı-koca, öğretmen-öğrenci, imam-müezzin, âlim-cahil, zalim-mazlum, ev sahibi-kirazcı, devlet-halk; yöneten-yönetilen, sanatkâr, esnaf velhasıl tüm insanlar, kurumlar ve kuruluşlar düzeyinde eman verme, emin olma, sağlam teminatlar ve emniyetin sağlanması bakımından müminlik vasfını taşıyanlarımızın ahvali net olmadığı gibi şaibeler barındırıyorsa vay halimize! İşte korktuğumuz şeyin başımıza geleceğinin Peygamberi Efendimiz (a.s.)’in dilinden delili:

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği halde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği halde yemin edecek. İnsanların dünya ile en mesut olanı, Allah’a ve Resulü’ne iman etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283) Oysa müminler Yüce Allah’ın bildirmesiyle şu özellikleri taşırlar:

“Müminler gerçekten felah bulmuştur; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler; Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; Onlar ki, zekâtı verirler Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır; (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.” (Müminûn, 1-11)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in daha peygamber olmadan önceki “el-Emin” vasfı oldukça önemliydi. Zira Peygamberlikle görevlendirildiğinde İslam’a yaptığı davetlerde söylediği ilahi mesajları hiç kimse sen yalan söylüyorsun diyerek reddedemedi. Ama elbette ki kabul etmemelerinin başka birçok nedeni vardı. Bir mümin olarak bizler O’nun ümmeti olmamız hasebiyle eminlik vasfını acaba ne kadar üzerimizde taşıyıp gösterebiliyoruz diye kendimize sormalıyız. Bu durum netleşmeden eman ve teminat vermemizde imkânsız olacağından emniyeti de sağlamamış oluruz ki bu da her yer ve ortamda ciddi kargaşa demektir.

Sosyalleşme, huzur ve barış ortamını oluşturma bağlamında; güvenilir eş; adam, kadın!..  Güvenilir avukat, hâkim, yargıç!..  Güvenilir esnaf, zanaatkâr!.. Güvenilir ürün, eşya ve mamul!.. Güvenilir servis şoförü, öğrenci, öğretmen ve müdür!.. Güvenilir ev sahibi, kiracı!.. Güvenilir hastane, doktor, hemşire!.. Güvenilir akademisyen, asistan!.. Güvenilir iletişim (telefon, mail, mesaj, medya); ulaşım ve firma!..  Güvenilir hoca ve cemaat!.. Güvenilir eleman!.. Bunun gibi hususları çoğaltabiliriz. Hepimizin mustarip olduğu çarpıcı örnekler vardır muhakkak. Asıl tuhaf olan ise, inanç sistemimizin garanti altına aldığını ifade ettiği;  “Can-mal-akıl-nesil ve din emniyeti” noktasında hiç bir güvencemizin kalmayışı ve dolayısıyla da adeta tesadüfen yaşadığımız gerçeğiyle yüz yüze gelmiş bulunmamızdır.

Emin dediğimiz sahtekâr çıkıyorsa, böylelikle kimseye eman ve teminat veremiyorsak, emniyeti nasıl sağlayabiliriz ki Yüce Allah’ın bizden istediği hakiki müminler olabilelim? Böylesi bir durum gelecekten yana umutlarımızı da zedelemektedir. Hâlbuki mümin:

“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş (mümin) olmaz.” (Buhârî, Îmân 7)

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”  (Buhârî, Edeb 27)

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber