• DOLAR
    5,9011
    % 0,54
  • EURO
    6,6346
    % 0,12
  • ALTIN
    254,6448
    % 0,52
  • BIST
    90.787
    % 0,32
Tahir Sağır
Tahir  Sağır
tahir.sagir@malatyasonsoz.com.tr
EĞİTİM SİSTEMİ NASIL DÜZELİR?
  • 0
  • 203
  • 09 Haziran 2019 Pazar
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Osmanlı’da bir eğitim kurumunun duvarına şu veciz söz asılmıştı: “Burada hiçbir kuş yüzmeye, hiçbir balık uçmaya zorlanmaz.” Mükemmel bir eğitimi sadece bir cümleyle özetleyen bu söz, eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği hakkında da ipuçları veriyor. Çocukları adeta bir papağan gibi yetiştiren, kabiliyetlerini, eğilimlerini göz ardı eden eğitim sistemlerinin tek hedefi seküler hayata ayak uydurmak, kapitalist çark içinde çocukları yarış atı gibi koşturmaktır. Bu eğitim sistemlerinin faydasız ve lüzumsuz olduğu aşikardır. Belli bir ideolojinin dogmalarıyla zihni bulandırılan, kendi tarihinden habersiz, geniş düşünme mantalitesini kaybeden çocuklar yetiştiriyoruz 90 senedir. Tek gayesi diploma olan, bir ev alıp emekli olabilmek için hiç sevmediği işi dahi kabullenip hayatı boyunca mutsuz olan insanlarımız var. İlköğretimden yükseköğrenime kadar eğitim sistemimizin her aşaması yanlış! Yapılan değişiklikler, düzenlemeler hep basit tekrarlardan ibaret. Köklü ve kesin çözüm bulunamıyor. Bunun için belki de cesaret edilemiyor. Küçük yaşlarda çok büyük hedef ve idealler ile eğitim hayatına başlayan çocukların, ilerleyen yıllarda sadece para kazanabileceği bir meslek edinme endişesine düşen bireyler olduğunu görüyoruz. Bu hayal kırıklıkları sürüp gidiyor. Eğitim sistemi düzelmiyor. İdeolojik eksenli bir eğitim, çağın gerisinde kalan metotlar ve bireyi hedef almayan anlayış en temel problemlerimiz.
Çocukları kendi ilgi alanlarına yönlendiremiyor, bunu keşfedemiyoruz. Matematik ile hiçbir sağlıklı iletişimi olmayan çocuğa hayatı boyunca bunu dayatıyoruz. Üniversitede matematikten kurtulsa da KPSS ile ona yine bunu zorunlu kılıyoruz. Aynı şekilde matematik eğilimi olan  çocuğa sözel dersler dayatılıyor. Bu kısır döngü sürüp gidiyor. Başarısızlıkları konuşuyoruz, başarının bile başarısızlık olduğunu göremiyoruz. Sadece bir sınava bağlanıyor hayatlar. Bunu kazanmak için sosyal hayatını, en güzel yıllarını feda ediyor çocuklar. Yani kazanırken kaybediyorlar. Her şeyi diploma olarak gören ve tek endişesi bu olan velilerin baskısı da onları aşılmaz sıkıntılara düşürüyor. Çocukluğunu, gençliğini bir oda ile dershane arasında ders çalışarak geçirmek zorunda kalıyor öğrenciler. Şiir okumaya, roman okumaya, arkadaşları ile gezip eğlenmeye fırsatları bile olmuyor! Böyle elde edilmiş başarı, başarı mıdır gerçekten? Eğitim seviyesi yüksek ama duyarsız çocuklar… Sahi, her şeyi iyi bir lisede veya üniversitede okumak olarak görmekten artık ne zaman vazgeçeceğiz? Köklü bir değişimin zamanı gelmedi mi? Notlar, ödevler, sınavlar yıllarca ne kazandırdı?
Gençleri fen edebiyat fakültelerine, eğitim fakültelerine, işletme gibi bölümlere dolduruyor, sadece okumuş olmaları için, diploma için geleceklerini yakıyoruz. Sayıları binleri bulan bu gençler işsiz kalıyor haliyle. Meslek ve zanaat da öğrenemedikleri için büyük bir endişe yaşıyorlar. Erkek çocuklar için askeriyede kalmak, polislik gibi çözümler olmasa kriz daha da büyük bir hal alırdı.
Artık mesleki eğitimlere, zanaata yönlendirilen çocukların şartları düzeltilmeli, kısaca eğitim sistemi baştan ayağa değişmelidir. Buna cesaret edilmeli. En azından yetişen yeni çocuklar için buna cesaret edilmeli. Buna değmez mi?

İKİ GÜZEL ADAM
Geçtiğimiz gün iki güzel insanın vefat yıl dönümüydü. İki kıymetli şair, iki değerli Müslüman. Biri Cahit Zarifoğlu ( 7 Haziran 1987 ), diğeri Abdurrahim Karakoç ( 7 Haziran 2012 ). Şairlikleri kadar Müslümanlıkları ile, duruşları ile tanıdığımız bu iki güzel insanın yeri doldurulamayacak kadar büyüktür. Şairler diyarı Maraş’ın suyunu yudumlayan, Anadolu’nun bağrından kopup İslam’ı tüm coğrafyalara kalemleriyle haykıran güzel adamlar…Cahit Zarifoğlu, 47 senelik hayatına 20’den fazla eser sığdırmış, birbirinden güzel şiirler yazmış, yazılarıyla genç kuşaklara altın öğütler bırakmış, İslam’ın evrensel mesajını çok iyi kavramış ve eserlerine ince ince işlemiştir… Abdurrahim Karakoç ise 80 senelik ömrünü inandığı davaya adamış, şiirlerinde Anadolu’yu, ideolojisini, hakkı ve hakikati haykırmış, “Mihriban” şiiri ile de her gönle girmeyi becermiştir. ‘Lambada titreyen alev üşüyor’ mısrası, çağları aşan bir güzellikte, şairinin de ustalığını ispata kabil olmaya yetecek bir dize olması bakımından önemlidir. Birçok şiiri bestelenmiş, türkü olup dillerde söylenmiştir. Gönül derdini iyi bilen, gönlü güzel adamları rahmetle ve özlemle anıyorum…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber