• DOLAR
    5,7884
    %0,66
  • EURO
    6,4038
    %0,20
  • ALTIN
    271,88
    %-0,36
  • BIST
    7,6090
    %0,46
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
EDEPTEN YOKSUN OLMAK
  • 0
  • 393
  • 01 Ekim 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” (Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78.)

Genelde toplumda oluşan töreye uygun davranış diye tanımlanan edep, utanma, çekinme, sıkılma duygusu ve incelik demektir.

Edep kavramının iffet, ahlak, takva, hayâ ve fıtrat gibi kavramlar ile bir ilgisi vardır. Örneğin hayâ utanma hissidir. İnsan fıtraten iyiye, güzele taraftardır. Ayrıca hayâ imandan bir şubedir. Hayâ insanın aşırı davranışlardan korunup mutedil olmasını sağlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Her dinin bir ahlakı (karakteri, özü) vardır. İslam’ın ahlakı da hayâdır.” buyurmuştur. (İbn Mâce, Zühd, 17)

Ahlâk insanın huylarını, davranışlarını ve yaşayış tarzını toplumun alışkanlık, töre ve adetlerini kapsayan bir anlam içerir. Yaradılış manasındaki hûlk kelimesinden geldiğinden fıtrat ile de ilintilidir. Ahlâkın Kur’an, nübüvvet, kâinat ve vicdan olmak üzere dört kaynağı vardır. Ahlâk sadece iyi huy ve davranışları içermez. Çünkü iyi ve kötü huyların tümüne ahlâk denir. İyi olan ahlâka ‘ahlâk-ı hamide, ahlâk-ı hasene’ kötü olanlarına da ‘ahlâk-ı zemime, ahlâk-ı seyyie’ gibi adlar verilmiştir.

Bu konuda ahlakı tamamen Kur’an-ı Kerim olan Hz. Muhammed (a.s.) biz ümmetine harikulade bir örnektir. Yine edebin, hayânın zirve isimlerinde biri olan Hz. Osman (r.a.)’dan melekler bile utanırlardı. Hz. Aişe (r.a.) validemizden rivayetle şöyle buyurmuştur: ” Resulullah (a.s.) dizden aşağısı açık bir şekilde benim evimde istirahat ediyordu. Hz. Ebu Bekir geldi. Girmek için izin istedi. İzin verdiler. Hallerini değiştirmeden yattığı yerden Hz. Ebu Bekir’le sohbet ettiler. Sonra Hz. Ömer geldi. Girmek için izin istedi. İzin verdiler. Yine öylece yattığı yerden dizlerinin altı açık vaziyette sohbet ettiler. Daha sonra Hz. Osman gelip izin istedi. Resulullah (a.s.) hemen toplanıp oturup elbisesini üzerine aldı.”

Bugün Hz. Peygamber ümmetine baktığımızda oturmasını, kalkmasını bilmeyen laubali bir nesil var karşımızda. Edep aşılamayan bir tahsil, terbiyesiz (eğitimsiz) bir öğretim, kişilik ve bilinç kazandırmayan bir tedrisat acaba nasıl bir gençlik inşa edebilir? Onu görme, bunu görme, seslenme; özgüveni kaybolmasın diye diye iş çığırından çıkmış gibidir. Elan gidişat duygusuz, ilkesiz, şuursuz, duyarsız robotik bir yapıya doğru hızlı bir şekilde gitmektedir. Bu durum başta aileler olmak üzere sosyal hayatın her alanına ne yazık ki yansımaktadır.

Hz. Ali (r.a.) der ki: “Kişinin edepli olması, sahip olduğu bütün dünya servetinden daha hayırlıdır.”

Edep, şeytanın düşmanıdır. Bu sebeple evlâdına edep öğretmeyen anne-baba, şeytana bir dost kazandırmış olur. Edepli insan, maddî ve manevi her türlü belâdan ve şeytanın şerrinden korunmuş olur. Şâir ne güzel söylemiş:

“Edep bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan,

Giy ol tâcı, emîn ol her belâdan.”

Lokman (a.s.)’a sordular: “Edebi kimden öğrendin?” Dedi ki: Edepsizlerden; onlarda beğenilmeyen her ne gördümse, onu yapmaktan kaçındım.”

Akıllıca yaşamak, konuşmada metanet ve davra­nışlarda vakar, edebin nişaneleridir. Akılsızlık, çirkin konuşma, ağız bozukluğu, sert huyluluk, küfür ve hakaret, aptallık ve dik kafalılık, kontrolsüz ve haddi aşan davranışlar, inat ve nankörlük de edepsizliktir.

“Kötü edeple, şeref olmaz” der Hz. Ali. Şerefini kaybedenin de kaybedeceği başka bir şey kalmaz. Bu yüzden edebe riayet; yemede, içmede, giyim ve kuşamda, camide, çarşı pazarda, evde, iş yerinde, tuvalete girip çıkmada, esnemede, öksürmede, hapşırmada kendini gösterir. Edepsizlik, insanların haklarına, şahsiyet ve değerlerine karşı bir çeşit duyarsızlıktır.

“Rabbim beni (edeplendirdi) terbiye etti ve ne güzel terbiye etti.” buyuran Peygamber (a.s.) Efendimizin

Siyeri (hayat serüveni), bir edep öğretimi kitabı­dır. O’nun davranışları, ahlâkî yücelik ve yük­sek diyalog örnekleridir. Bunlardan birkaçına değinmek gerekirse:

Küçük-büyük karşılaştığı herkese selam verirdi. Hiçbir zaman birisinin önünde ayakla­rını uzatmazdı. Baktığında, kimsenin yüzüne dik ve şaşkın bir şe­kilde bakmazdı. Kimseye kaş ve gözle işaret vermezdi. Oturduğu vakit kimseye yaslanmazdı.  İnsanlarla tokalaştığında karşı taraf elini çekmediği sürece o elini geri çekmezdi. Hiçbir yiyeceği kötülemezdi. Hiç kimseye küf­redip sövmez, rahatsızlık meydana getiren sözleri dile getirmez ve kötülüğe kötülükle cevap vermezdi.  Altındaki sergiyi, ikram için, huzuruna gelenlerin altına se­rerdi.  Peygamber olduğu günden, vefat ettiği güne kadar asla yaslanmak suretiyle yemek yemezdi. Halkın hediye­lerini (az ve değer­siz bile olsaydı) kabul ederdi.  Çoğu vakit, yüzünü kıbleye döndürerek otururdu.  İnsanların yanında dizlerini açmaz ve dışarı çıkarmazdı. Sert huylu ya­bancıların soruları, istekleri ve konuşmalarına karşı sabırlı davranırdı. Hiç kimseyi kınamaz ve serzenişte bulunmazdı. Başkaların sırlarını keşfetme peşinde olmazdı.  Gülmesi tebessüm şeklindeydi ve asla kahkaha atmazdı.  Çok arlı ve hayâlı idi. Kimsenin sözünü kesmezdi. Kendi önünden yemek yerdi. İnsanların işlerini her şekilde yola koyardı.

Hülasa edep diyaloglarda, insanın olgunluk ve şuurunun ölçü­südür. Herkes edebi ölçüsünde bir değere sahiptir. Yani kişilerin insanî değerlerini ölçme ayarı, onların edepleri­dir vesselam.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber