• DOLAR
    5,7509
    %0,01
  • EURO
    6,3912
    %0,01
  • ALTIN
    272,89
    %0,01
  • BIST
    7,5702
    %-0,06
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
DÜŞMANIMIZIN DOSTU MÜTTEFİKİMİZ(!)
  • 0
  • 341
  • 22 Ekim 2019 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Bütün düşmanlıkların aslı kötülerle dostlukta ve onlara iyilik etmektedir.”  Oldukça garip ve akıl almaz bir zaman diliminden geçiyoruz.   Kimin dost, kimin düşman olduğu belli (değil). Dostunu(!) seçerken hiç kimsenin kendisinden başka düşmanı yoktur aslında. Bireysel, toplumsal ya da ülke düzeyinde dostluk edinme bağlamında ilahî buyruğa kulak verdiğimizde işin ciddiyeti ve rengi ortaya çıkmaktadır: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide, 51) Hakikat böyleyken insanların bunu pek da kâle aldığı söylenemez. Bataklığa dönen dünyada dertler, sıkıntılar, zulüm, kan ve gözyaşı bitmediği gibi yapılan hatalardan ders çıkarılacağı da yakın görülmemektedir.  Kendisini dünyanın hâmisi, bekçisi ve sahibi gibi gören ABD ve onun oldukça dengesiz başkanı resmen bütün dünyayla dalga geçmektedir. Her yere burnunu sokmayı vazife bilen, maddi gücü ve iriliğine güvenip tehdit, şantaj ve işgal etmekle korku salan sarı şeytanın ABD’si kıyameti zorlamaktadır. Her türlü hile, sahtekârlık ve tehditle güya her yere barış ve demokrasiyi götürdüğünü ifade ederek herkesle alay etmektedir. Buna mukabil ciddi bir tepki koyabilecek ülke de ortada yoktur. Dolayısıyla her ne olursa olsun sarı şeytanın gönlünü hoş tutmak sözüm ona siyasetin gereği gibi değerlendirilmektedir.  Sınırımızdaki terör örgütlerine binlerce tır dolusu silah-mühimmat, askeri malzeme yardımında bulunan ABD, nasıl oluyor da müttefikimiz ve dostumuz oluyor acaba? Bölgedeki terör örgütleri bu silahları bizden başka birilerine karşı kullanmayacağına göre sahi dostumuz kim, düşmanımız kim? Bir yolunu bulup ülke dışına kaçan tescilli teröristleri de bağrına basan bunlar değil mi? Avrupa’ya mı dost diyeceksiniz, ABD’ye mi? Rusya’ya Çin’e mi? Gâvurdan ne zaman dost olmuş ki?  57 kadar adı Müslüman olan ülke ne ile meşgul? Aralarında hangi alanda gerçek bir sıcak ilişki ve bağ var ki? ABD’den en çok silah alan Suudi Arabistan, bu silahları küffara karşı mı, yoksa Müslümanlara karşı mı kullanacaktır? Avrupa ve ABD’ye karşı kullan(a)mayacağına göre Müslümanlara karşı kullanmayacağından da hiç emin değiliz ki; Yemenle vaziyeti ortadadır! Bizden, desteklediği terör örgütleriyle masaya oturmamızı isteyerek nasıl tahkir edip alay ettiğini hepimiz biliyoruz velâkin birkaç kınamadan başka bir şey de elimizden gelmiyor(!). Amerika’ya rağmen manevra alanımızı genişletmek bu şartlarda imkân dâhilinde mi bilemiyoruz.   Coğrafyamızda Müslüman ülkeler olarak biz kendi imkânlarımızı birleştirip sanayi başta olmak üzere teknolojik anlamda hazır tüketimden vazgeçip üretime geçerek maddi-manevi vahdetimizi kuramadığımız müddetçe bu mevcut kaos ortamı giderek daha da karmaşık hale gelip içinden çıkılmaz bir vaziyete bürünecektir. Allah’ı, Peygamberi, Kitabı ve dini bir ve davaları hak olan ümmet-i Muhammed’in bu içler acısı durumunun gerçekten hiç bir izahı yoktur. Yüce Allah kullarına asla zulmetmeyeceği aşikâr iken bunca zulmün müsebbibi; zalimlerini ve cellâtlarını, haksızlığa karşı duramayan bir teslimiyetle adeta omuzlarında taşıyan Müslümanların bizatihi kendileri olmasın? Yoksa şu hadisi şerifin tezahürlerini mi yaşıyoruz? “Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi. Rabbimden, ümmetimi; açlıkla helak etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Ondan, ümmetimi; suda boğmakla helak etmemesini istedim. Buna da bana verdi. Rabbimden, ümmetimin halkları arasında savaş çıkmamasını, birbirlerine karşı şiddet kullanmamasını istedim. Ancak bunu bana vermedi.” (Müslim, (Fiten, 20) 8/171, hn. 7442; Müsned-i Ahmet: 1/181, hn. 1574) Ümmet birliğini sağladığı dönemlerde fetihlerle sınırlar genişlemiş, medeniyet her alanda zirvesine çıkmış, tefrikaya düştüğünde ise duraklama ve gerileme kaçınılmaz olmuştur. Darmadağın olan İslam âlemi aslı bırakıp teferruata dalarak kısır çekişmelerden ötürü birliğini sağlayamadığı için acı çekmeye devam ediyor ne yazık ki!

 

Churchill öyle demiş: “Büyük devletlerin dostları ve düşmanları olmaz. Onların sadece çıkar ilişkileri vardır.”  Bunun gibi konumuzu bazı veciz ifadelerle noktalayalım: ” Cahil insan kendinin bile düşmanı iken başkasına dost olması nasıl beklenir? ” (Edison) “Akılsız dost düşmandır.” (Mevlana) ” Bilemezsin kim dost kim düşman. Bazen tuttuğun eldir seni arkandan vuran.”  ” Yaptıklarıyla küçülenler, laflarıyla büyüdüklerini sanmasınlar.” ” Düşmanımız artmış demek ki zamanında değersizler(l)e çok iyi dost olmuşuz.” “ABD o kadar büyük değil; Allahu ekber.” Çözüm sadedinde: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a/Kur’an’a) sımsıkı tutunun (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam’la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın! Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi (İslam ile) O kurtardı. İşte Allah size ayetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmran, 103)  Huzur ve kalıcı bir barışın tesisi için Müslümanların ittifakı şarttır diye düşünüyoruz vesselam.

  1. Fatih KAHRAMAN

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber