• DOLAR
    5,7077
    % -0,09
  • EURO
    6,4025
    % -0,54
  • ALTIN
    258,3611
    % -0,52
  • BIST
    98.028
    % 0,96
Yağmur Yüksel
Yağmur  Yüksel
yagmuryuksel@malatyasonsoz.com.tr
DESTAN TÜRKÜSÜ
  • 0
  • 873
  • 17 Nisan 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Bir destan nasıl yazılır? Ölerek mi öldürerek mi; devrimler, inkılaplar yaparak mı yoksa yazarak mı? Bir destan fedakârlıklarla yazılır ve fedakârlıklar ölçüsünde destanlaşır, büyür ve kutsal bir hal alır.

Bizim yıllar önce yazdığımız bu destan sabahtan akşama akşamdan sabaha varıncaya değin çığlıklarla, top ve tüfek sesleriyle, “Allah Allah” nidalarıyla, kan ve gövde götürürcesine doğan bir vahşetle bütünleşmiş, yunmuş yıkanmış acı dolu bir türküydü. Kulağa hiç de hoş gelmeyen bu nağmenin fedakarlık ölçüsünde bir destana dönüşmesi ve tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savaşlardan biri olması bu türküye yüreklere coşku veren sonsuz bir heyecan ve her bir notasına o her bir duyguyu insan ruhuna aksettiren bir özellik yüklüyordu.

Anadolu’da karanlık bir hava vardı. Top ve tüfek sesleriyle yer yer sallanıyor ve hüzün yağmurlarını kucaklıyorduk. Soluduğumuz hava ciğerlerimize kor olup düşüyordu ve daha da arttırıyordu hüznümüzü. Yurdun dört bir yanı işgal altındaydı ve top, tüfek sesleri boş bir duvara çarpıp da yansır gibi yankılanıyordu. Acı dolu türküydü bu. Yazacağımız bir destandı kendimizi feda ederek. Gençliğimizi, canımızı ve kanımızı ortaya koymamızdı. Asilceydi. Fedakârlık zaten asil bir duyguydu ama bu kanlı savaş, fedakarlığa daha farklı bir anlam katıyordu ve onu daha da yüceltiyordu. Fedakârlıkların en asili kesinlikle buydu. Tanrı dile gelse kesinlikle inanamadığını söylerdi ve o bile şaşırıp kalmıştı gördüklerine.

Ateşler içinde yandık ve kavrulduk. Umudun sesi yükseliyordu birinden” Çanakkale geçilmez.” Acı dolu türküye coşku katıyordu bu ses. Diriltiyordu bizleri.

Nazım Hikmet’in tabiriyle topraktan, denizden ve ateşten doğanların en iyileri vardı bizde. Bizler toprakta karınca, suda balık kadar çoktuk. Cahil ve çocuktuk.

Toprakta karınca kadar çok ne kadar insanımız varsa buna mukabil suda balık kadar çok da şehitlerimiz vardı. Yeni iki kavramı doğuruyordu bu tablo: vatan ve iman aşkı…

Vatan ve iman aşkı, nasıl da güç veriyor, nasıl da cesaretlendiriyordu insanı ve bu nasıl bir duygu, nasıl bir güç ve bağlılıktı ki insanları bu derece korkusuz yapıyordu? Şehitlerimizin her biri boylu boyunca yerlerde yatıyordu ve huzura kavuşmuş, ruhu saadete ermiş insanlar has bir yüz ifadesiyle “Çanakkale geçilmez” diyorlardı geride kalanlara. Şehadet şerbetini içmiş ve bu vatan uğruna canlarını ortaya koymuşlardı. Bundan ötesi yoktu. Zira savaş yapılmış, kanlar dökülmüş ve bu insanlar ulaşabilecekleri en üst mertebeye, şehitlik mertebesine, ulaşmışlardı. Fedakarlıkların en asilini sergilemişlerdi ve tüm dünyaya fedakarlığın nasıl bir duygu olduğunu, vatan ve iman aşkının nelere muktedir olduğunu göstermişlerdi. Savaş meydanında kanları, asil kanları, hafızalarda isimleri kalmıştı. Artık isimlerinin de bir önemi yoktu zaten. Onlar bu vatanın isimsiz, genç kahramanlarıydılar. Mezarları yoktu. Ruhları yükseliyordu göğe.

Ruhları göğe yükseldi ve bir güneş doğdu Çanakkale’ye. Biz ise çıktık ve bağırdık avazımız çıktığı kadar “Çanakkale geçilmez.” ve hafızalarımızda hep o dizeler:

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.”

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber