• DOLAR
    6,8612
  • EURO
    7,7521
  • ALTIN
    392,22
  • BIST
    1,1249
M. Fatih Kahraman
M. Fatih  Kahraman
mfatihkahraman@malatyasonsoz.com.tr
BOZULMANIN KATSAYISI
  • 0
  • 399
  • 26 Mayıs 2020 Salı
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

“Allah’ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu insanların, kendi elleriyle yapıp ettikleri

sonucunda, karada ve denizde bozulma başladı. Bu şekilde Allah belki doğru yola dönerler diye, yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır.” (Rum, 41)

Bilimin teknolojiye olanca hızı ve gücüyle yönelmesi neticesinde ekolojik denge insan eliyle altüst edilince tabiatta (havada, karada, denizde), ekonomide, siyasette, hukukta, ahlakta, eğitimde, ailede ve toplumda ciddi bozulmalar ortaya çıktı. Ayetteki ‘kara ve deniz’ kavramlarını ‘maddî ve manevî’ anlamda ele alırsak her alandaki bozulmanın yegâne müsebbibinin biz insanlar olduğunu söylemek mümkündür.

Aklın, gönlün, fikir, karakter ve inanışların kirlenmesi, ardından doğal dengelerin bozulmasını getirmiştir. Kalbi, fikri, zikri kirlenmiş şükürsüz bir insan kitlesinden nasıl bir hayat tarzı ve dünya beklenebilir ki? Kural ve kutsal tanımayan insanların şaşkınlık ve taşkınlıkları sonucunda maddî ve manevî yozlaşmanın son haddine geldiğimiz günümüz dünyasında hasbelkader yaşayan bizler henüz kendimizi can, mal, akıl, nesil ve din emniyeti açısından garantiye al(a)mamışken çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağımızı söylemeye gerek yoktur herhalde.

“… yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır.” İlahî buyruğunu, küresel düzeyde son zamanlarda yaşadıklarımızla izah edip; “…Bu şekilde Allah belki doğru yola dönerler diye …” kısmını da hesaba kattığımızda olup bitenlerden ibret alıp çok ciddi dersler çıkarmamız gerektiğini ve yüce Rabbimizin böylece aynı hatalara düşmememizi istemeyip ikaz ettiğini görüyoruz.

Konuya yüce kitabımızın haber verdiği biçimde alıcı gözüyle bakarsak durum daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyoruz:

“Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.” (Ankebut, 14)

(Onlar) günahları yüzünden (tufanda) boğuldular da ateşe sokuldular; kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (Nuh, 25)

“Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.” (Fussilet, 15)

“Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.” (Fussilet, 16)

“Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez.” (Ra’d, 11)

“Bu ceza, Allah’ın bir millete ihsan ettiği nimetleri, refahı, sosyal, siyasî ve ekonomik dengeyi, onların, sahip oldukları ilahî-insanî değerleri, benliklerini, kendilerindeki yüksek hasletleri değiştirmedikçe değiştirmemesi, geri almaması kuralının işlemesi sebebiyledir. Allah her şeyi işitir, ilmi her şeyi kucaklar.” (Enfal, 53)

Böyle bir virüs mü olur, böyle bir salgın mı olur, böyle bir yıl mı olur, böyle bir ibadet mi olur, böyle bir bayram mı olur?.. Sorularını çoğaltabiliriz. Evren O’nun, dünya- ahiret O’nun. Din O’nun, hayat O’nun, ölüm O’nun. Hâşâ yüce Allah biz kullarına zulmetmiyor ya! Öyleyse öncelikle yapılması gereken şey; herkes dönüp kendisine bakmalı, enine-boyuna düşünmeli ve bir daha hayatî önem arz eden ciddi büyük hata, günah, yanlış ve isyanlardan uzak durmalı ki, sonra n’oluyor böyle diye sorabilsin de kendisince daha mantıklı bir izah getirebilsin.

Başka bir ifadeyle ahlakî, insanî, ekonomik, siyasî, tarihî, kültürel, vicdanî ve toplumsal bir yozlaşmanın varlığından bahsedip şikâyet ediyorsak bunun faturasını, tabiata, hayvanlara, bitkilere, cinlere, şeytanlara, Amerika’ya, Çin’e, Avrupa’ya, Araplara, Türklere, Kürtlere, İran’a, İsrail’e kesebilir miyiz? Velev ki suçu onlara atsak bile netice değişir mi acaba? Hangi bilinç ve hangi vaziyetle olacak bu? Peki bu yerel veya küresel sıkıntı, dert, keder, musibet, bela ve afetlerin faturasını hâşâ Rahman ve Rahim olan Allah’a mı keseceğiz? Her alanda neredeyse yozlaşma yaşandığına göre yapılması gerekenler artık aklıselim ve kalbi selim ile öğrenilip bellenmeli ve uygulanmalı diye düşünüyoruz.

Son zamanlarda âlim cahilden, cahil âlimden; mümin kâfirden, kâfir müminden; köylü köyünden, şehirli şehrinden; esnaf müşteriden, müşteri esnaftan, doktor hastadan, hasta doktordan; ebeveyn çocuktan, çocuk ebeveynden, amir memurdan, memur amirden, patron işçiden, işçi patrondan; misafir ev sahibinden, ev sahibi misafirden; imam cemaatten, cemaat imamdan, öğretmen öğrenciden, öğrenci öğretmenden; hükümet halktan, halk hükümetten; okul veliden, veli okuldan… mütemadiyen hep şikâyetçiydi… Ne oldu, hepsi de sekteye uğrayıp bir nevi bu yaşadığımız salgından ötürü bitmedi mi? Yarın ise zaten ne olacağı belli değil!

Bozulmanın katsayısını azami ölçüde azaltıp iyi, güzel ve hayırlı şeyler görmek ve yaşamak, çocuklarımıza da aydınlık günler bırakmak istiyoruz. Şüphesiz bu da çoğunluğun iyi niyet ve talebiyle gerçekleşecektir. Akıbet hayrola.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber