• DOLAR
    7,8057
  • EURO
    9,1295
  • ALTIN
    472,96
  • BIST
    1,1680
Prof. Dr. Hüsniye Canbay Tatar
Prof. Dr. Hüsniye  Canbay Tatar
husniyecanbaytatar@malatyasonsoz.com.tr
BIR MESAJINIZ VAR: KÜRESELLESME VE DIN
  • 0
  • 824
  • 21 Mayıs 2014 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Tanri’nin olmadigi bir anlayista, iyinin kötüden ayirt edilmesi ciddi bir sorun haline gelmistir. Neyin iyi neyin kötü oldugunun tartisilmasi ise, asil sorunu olusturmaktadir. Zira kaosu önleyici bu ayrimin, kaosun nesnesi haline geldigi bir süreç baslamistir. Ahlakin askin garantisini, kaynagini ve tilsimini yitirmesi halinde, insan söz ve fiillerinde neyin ölçü olacagi, nelere izin verilecegi de tartismali hale gelecektir. Çünkü askin olanin yerine, rasyonalizm çerçevesinde aklin ikâme edilmesiyle de, bir otorite degisimi yasanmistir. Bu sirada, irrasyonel oldugu gerekçesiyle bir takim yasaklar geçersiz kilinarak, birer pesin hüküm ve kuruntudan ibaret oldugu düsüncesi, ispat seviyesinde kabul edilmistir. Bahsedilen otorite degisimiyle, öldürülen Tanri’nin yerini aklin almasiyla, nihilizmin hikâyesi de baslamistir. Ancak ebedî normlar belirlenmedikçe, sadece iyinin kötüden farkli oldugu degil, iyinin kötüye niçin tercih edilmesi gerektigi de tartisma zeminine çekilmistir. Ayrica bütün bunlar rasyonalizmin çerçevesi disina tasmakta, yani ispat konusu da olamamaktadir. Küresellesme, “en önemli politik ve ekonomik degisimlerle umulanlarin sonucundaki hayal kirikliklarinin, kültürel ve ahlâkî yanlis yönlendirmelerin ve hepsinden öte yaygin ekonomik ve sosyal kaygilarin bir resmi” de oldugundan “direncin çogunlukla niçin ahlâkî ve dini terimlerle ifade ediliyor oldugunu açiklamak da mümkün olur.” Sadece, gördügünü kabul etme ve gayrisini bilimin çerçevesinin disina çikarma anlayisi, ahlâki da, en azindan tali konuma sokmustur. Her din, davranislara dökülmesi ve davranislarin iyi-kötü ölçüsüne tabi olmayi gerektirmesinden dolayi, mutlaka bir ahlâk anlayisi da ihdas etmistir. Her dinin bir ahlâk anlayisi olmakla birlikte, her ahlâk sisteminin kaynaginin din olmasi gerekmez. Kaynagi askin olsun ya da olmasin, bir ahlak anlayisinin ve onun temelinde bulunan bir iyi-kötü ölçüsünün olmasi gerekir. Nitekim günümüzde etik kavraminin sikça dile getirilmesi de onsuz olunamayacaginin isaretini vermektedir. Ancak, belli sinif ve zümrelerin menfaatleri açisindan meseleye bakildiginda, alinacak ölçünün bunlarla sinirli olmasi halinde, degisen sey ancak aktörler olacaktir. Dolayisiyla, kapsayici bir ahlâki ölçünün ihdasi zor görünmektedir. Kapsayici ve tamami kucaklayici ölçü olmamasi halinde ise, sürekli itiraz edenler mevcut olacaktir ki, bu, temelinde askin olanin bulundugu ahlâk arayislarinin varligini devam ettirecegi anlamina gelir.
Postmodern anlayista ise, ahlâkîlik keyfilige dönüsmekte, kapris ve geçici arzularin meselesi haline gelmektedir. Kesinlik ilkesinin tartismaya açilmasiyla, postmodernizmin hakikatin kurgudan ibaret oldugu ve izafiligi görüsüyle, bir anlamda, modernizmin ötesi olmaya basladigi söylenebilir. Kültürel yönünü postmodernizimden alan küresellesme sinirlarla ilgili sorunlarin haritada oldugu gerekçesiyle, sinirsizliga bir çagri olarak ortaya çikmistir. Haritanin disina tasan sinir tanimazlik istekleri ise, ahlâkî kaygilari su yüzüne çikarmistir.
Bu çerçeveden olmak üzere, meseleyi ahlak açisindan ele alan Bauman, modern yapilanma ve yorumda, insani münasebetlerin ahlâkî düzeninin bir sona gittigini belirtir. Ona göre, çikmaza giren bu meselenin iki yönü bulunmaktadir. Ilki, devlet veya kilisenin fertlerden ahlâkî sorumlulugu devralmasiyla olusmustur. Modern biçim olarak ele aldigi ikincisi ise, O’nun Aidophoric olarak isimlendirdigi, imani bakis açisinin disinda kalan, yani kilise için iyi ya da kötü olmayan, dolayisiyla kilisenin bir tavrinin bulunmadigi yöndür. Bauman günümüzde de ahlâkî açidan, önemli insan davranislarinin aidophoric olarak sergilendigini belirterek, bunlarin ahlâkî bakis açisiyla ilgilerinin bulunmadigini ileri sürer. Ferdin yaptigi islerden ahlâkî sorumluluk duymamasiyla sonuçlanan söz konusu durum, O’nun için, ahlâkî düzenlemenin her iki seklinin de kriz içinde oldugu anlamina gelir. Bauman’nin fertlerden koparilan sorumluluk duygusunun geri dönmesi seklinde yorumladigi yeni durumda ise, fertler kendi kararlariyla bas basa kalmaktadirlar. Bu yaklasimiyla Bauman’nin, ahlâkî bakimdan sorumluluk anlayisi çerçevesinde sorun yasandigini ve bunalimin kaynaginin da kilise ve temsil ettigi dini idrak tarzini adres gösterdigi söylenebilir. Hakikaten, bir taraftan, ahlakin fertlere ölçü verip koordinat tayinin de yardimci olmasi; öbür taraftan, sorumluluk hissini yasatip, yasanabilir kilinmasi önem arz etmektedir
Castells ise, kimlik konusunu, küresellesme ve din çerçevesinde degerlendirmekte, artik sekülerlesmek yerine, toplumlarin tekrar efsuna bürünmesi seklinde ele almaktadir. O’na göre, devlet ve sivil toplumlardaki bunalim, insanlari anlam arayisina sevk etmistir. Insanlar dini geleneklerine ulasabildikleri takdirde onu canlandirmakta; mümkün olmayan durumlarda ise, din ve maneviyat arayisina girmektedirler. Birçok insanin yasadigi güçsüzlük ve yabancilasma duygusu ve hizla degisen dünyayi anlamlandirma zorlugu; dünyayi yorumlarken, tabiatüstü bir güce ihtiyaç duymasina yol açmistir. Ayni zamanda, benligin gerçek iletisimi olarak nitelendirdigi duanin da lüzumunu hissettirerek, önemini artirmistir. Dini canlanmanin yasanmasina yol açan bu durum, ayni zamanda, kapitalist küresellesmeye mukavemet eden en önemli toplumsal hareketlerin fundamentalist hareketler olmasinin da sebebidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber