• DOLAR
    7,6216
  • EURO
    8,9048
  • ALTIN
    457,76
  • BIST
    1,1676
İnan Akkaya
İnan  Akkaya
inanakkaya9696@gmail.com
51. KIŞ
  • 0
  • 1946
  • 19 Haziran 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
  • +
  • -

Bir çocuk anne oldu Afganistan’da. Küçük elli masmavi gözlü esmer bir bebek. Boş gözlerle bakmaya başladı merhaba dediği dünyaya.  Babası kim bilir hangi kavgada boğazlanmış… Pek sevilmedi ama bir beze sarılacak kadar da şanslıydı. Ağlamaya başladı birden, ilk çıkardığı sesti bu. Belki de hayatında konuşacağı tek dil buydu.  Ama ağlaması işe yaradı. Annesi başının altına elini koyup emzirmeye başladı küçük Amina’yı. Huzurla kapattı gözlerini Amina annesinin memesinden emdiği ilk sütle birlikte boğazından geçen teröre, kenevir ticaretine, insan kaçakçılığına rağmen. Belki de bu yüzden garipsemeyecekti başına gelecekleri.

İki yaşında yük olmaya başladı annesine, yedi yaşında namus belası oldu bir hayli yaşını almış dedesine. On üç yaşında gelin oldu ama ne çeyiz sandığı alabildi ne de düğün dernek görebildi. Bir mollayla iki erkek şahit idi payına düşen. Yeni sayılabilecek bir evi olmuştu, buna tebessüm etti. On beşinde, bir çocuk doğurdu. Üç kollu ve tek gözlü tuhaf bir çocuk… Ebe, cin tohumu dedi. Kesti orada yavrunun boğazını. Nereden bilecekti demokrasiyi tankla, uçakla ve dünyanın öbür ucundan askerlerle getirenlerin radyasyonu, kimyasal silahları da getirdiklerini…

Yirmi beşinde kuması geldi Cinli Amina’nın. Küçük Zeynep’in  bitli saçları kısa kesilmiş, yüzünde hafif bir morluk gözyaşları yeni kurumuş. Elinde bir paket şeker.

Otuzunda kaşınmaya başladı bir gözü, tatlı tatlı kaşındı tıpkı balta yalayan bir kutup ayısı gibi. Muska yazdırmak gelmedi aklına ya gerçekten onu seven bir cin varsa o muska aşığını korkutup kaçırırsa ne yapardı o zaman Amina. Sevmemiş miydi kocası, hakkını yememek lazım sevmişti. Zeyd’in iri kara gözlerinde görmüştü bir keresinde kendisini, sonra kaçırmıştı yüzünü utanmış birazda günahından korkmuştu. Ama aşığı olan cin, acaba o nasıl biriydi? Bir yandan gözünü kaşıyor bir yandan da hayal kuruyordu bütün insanlar gibi. O gece kan bulaştı parmağına, ince bir acı duydu. Kapattı gözlerini, uyudu. Birkaç gün sonra adı Kör Amina’ya çıktı.

Kırkında isyan çıktı ülkesinde. Allah’ın elçisiyle gönderdiği dine, o dinin adıyla savaş açan kara giyinmiş kara yüzlü adamlar bastı köylerini. Artık ganimet olmuştu Amina, bir esir pazarında koydular tezgâha mizanda tartılacaktı elbet bunun hesabı. Alıcısı çıkmayınca bir avuç tütüne sattılar… Gocunmadı Amina. Hâlbuki bir kalemi olsaydı elbet hislerini sarıp yazmak isterdi bir iki kelimeyle ama lal olup konuşamadı o anda.

Ellisinde sokağa atıldı. Bir türlü yer bulamadı şu ele geniş olan yalan dünyada. Daha sıcak ve güvenli olacaksa öbür dünyaya gidebilirdi ama emdiği sütle bağışıklık kazanmıştı, şikâyet etmedi. Küçük Zeynep aklına geliyordu ara sıra; gözünün yaşı kurumuştu, sonra sonra saçları uzamış, büyüdükçe güzelleşmişti. Hatta resmini çekmişti ecnebi bir kadın, iyi para almıştı Zeyd bu işten. Sahi Zeyd’e ne olmuştu, yaşıyor muydu? Zeynep’i satmışlar mıydı? Yoksa kendileri için ayırdıkları ayrı ve yemek bulunan sıcak bir yerde miydi? Amina onun yerinde olmak istedi, her şeye katlanabilirdi bunun için… Ama açlık belası başındaydı, kirlenmeye başlamış, uzun süredir yıkanmamıştı. Kolay unuttu Zeynep’i.

Elli kış görmüştü Amina sıra elli birincideydi sahipsiz de olsa tutunmalıydı. Güvenli bir duvar dibinde uyuya kaldı. Çakallar ve itler bu habere çok sevinmişlerdi. Ve hikâyesi burada bitecek gibiydi Amina’nın. Aslında kadının hikâyesi hiç başlamamıştı Ortadoğu’da. Belki de kör taşı gibi gelip kafasına değen anasının kaderi onun hikâyesiydi. Bir döngüydü bu. İntihar eden şairler paradoksu gibi biraz… Belki de esas hikâye yaşanılacak değil de tekrar edilecek bir şeylerin olmasıydı bu topraklarda. Kim bilir? Amina’dan geriye mutluluğa susamış Mezopotamya’dan Afganistan’a kadar uzanan topraklar kaldı. Gülümsemeleri ve tebessümleri halkına borçlu olan topraklar. Yoksulu da zengini de alacaklıydı buralardan. Kimin yurdu olduğu belirsiz çiğnenmiş, ezilmiş yerler olmayı hak etmiyordu buralar. Onların hakkı kim bilir kimin tabağında, hangi kuyumcu tezgâhında, hangi boru hattındaydı?

Gözlerini tekrar açtı Amina…Genç hissediyordu kendini, üzerinde eski kara burkası yoktu. Gözlerini açtığında şaşırdı, kör değildi artık. Üşümüyordu da temiz bir fistan vardı üzerinde. Saçları omzuna dökülüyordu.  Şaşkınlıkla ayağa kalktı. Yoksa her şey bütün yaşananlar bir rüya mıydı? Ömrü rüyaysa kendisi kimdi? Üzerinden şaşkınlığını atamadan karşısında bir kadın gördü. Temiz giyimli, açık tenli bir kadın. Gözlerinde huzur vardı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.
Malatya Sonsöz Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2018 malatya haber